ARANIYOR – WANTED

A R A N I Y O R-W A N T E D-A R A N I Y O R-W A N T E D-A R A N I Y O R

GAZİANTEP NİZİP İLÇESİ BELKIS KÖYÜNDEKİ ZEUGMA ÖRENYERİNDE BULUNAN ROMA VİLLASI’NIN SALONUNDAKİ MOZAİK DÖŞEME 15-16 HAZİRAN 1998 TARİHİNDE ŞEREFSİZ VATAN HAİNLERİ TARAFINDAN ÇALINMIŞTI. BUGÜNE KADAR BİR HABER ALINAMADI. YURT İÇİNDE VEYA YURT DIŞINDA, ÖZEL MÜZELERDE VEYA ÖZEL KOLEKSİYONLARDA OLABİLİR.

ZEUGMA’NIN DAHA ÇOK TANINDIĞI VE RAĞBET GÖRDÜĞÜ BU GÜNLERDE İNSANLARIN İLGİLERİNİ BİR KEZ DAHA BU KONUYA ÇEKMEK, HERHANGİ BİR SEBEPLE HERHANGİ BİR YERDE RASTLANILMASI VEYA HABER ALINMASI DURUMUNDA, İLGİLİLERE HABER VERİLMESİNİ SAĞLAMAK ÜZERE UNUTTURMAMAK İÇİN TEKRAR YAYINLANMIŞTIR.

BELKIS / ZEUGMADAKİ DİONYSOS MOZAİĞİNİN ENVANTER BİLGİLERİ:

Eksik olan bölümün:
Kompozisyon alanı Eni : 1.45 m.
Kompozisyon alanı Uzunluk : ~3.25 m.

Mozaiklerin :
Devri : Roma Dönemi
Tarihi : M.S. II-III yy .
Konusu : Tanrı Dionysos ve Ariadne
nin Düğün Töreni.
Ortalama figür boyu: 1.20 m.essera (tek mozaik taşı) boyutu : ~ 0.5 – 0.8 cm.
Dm²
de: Yüz tasvirlerinde : 20 X 20 = ~ 400 adet tessera
Elbise tasvirlerinde : 15 X 15= ~ 225 adet tessera
Fonlarda : 12 X 12= ~ 144 adet tessera

 

Tessera Renkleri:
Hepsi de doğal taştan kesilmiş, suni malzeme kullanılmamıştır.

Beyaz
(2 farklı tonda)
Sarı (2 farklı tonda)
Pembe

Kırmızı
(2 farklı tonda)
Mavi
(2 farklı tonda)
Gri

Siyah

Fotoğraflarda da görüldüğü gibi dış kenardan içe doğru saç örgüsü ve dalga motifli bordürlerin sınırladığı alan içinde yer alan 10 adet figürden soldan itibaren ilk 6 adedi iki grup halinde çalınmıştır.

 

Mozaikler çalınırken (kaldırılırken) kauçuk esaslı yapıştırıcı kullanıldığı ve yüzeysel olarak çıkarıldığı anlaşıldığından, muhtemelen figürlerin yüzlerinde deformasyon olmalıdır. Yanyana ve yapıştırılmış olabileceği gibi, ayrı ayrı iki pano halinde aynı yerde veya farklı yerlerde de olması muhtemeldir.

Çalınan figürler soldan sağa doğru;

A. Tahmini 1. Grup.

 

1. Önde, üstü çıplak bir kadın figürü (Menad), belden aşağısı bol kumaş kütlelerinden oluşan uzun elbiseli. Başını sağa çevirmiş, sola doğru oturur vaziyette. Kumaş kıvrımlarını kavramış sağ elini başının üzerine kaldırmış. Sol elinde uzun saplı bir meşale tutmakta ve dinlenme pozisyonunda ( Pompeide Casa di Marta ile Verenadaki 4. Stil evresine ait bir duvar resmindeki Afroditenin dinlenme motifi ile benzer).

2. Menad figürünün arkasında, üzerinde içki kapları bulunan masanın gerisinde, vücudunun üst tarafı çıplak ve sağ elindeki kâseden içki içen bir erkek figürü.

3. Bu ikilinin sağında, sağ ayağı geride ve sağa yürür vaziyette, sağ kolu dirsekten itibaren ve vücudunun ön tarafı tahripli, kolsuz ve uzun, bol kıvrımlı bir elbise giymiş bir kadın figürü.

 

Kompozisyon alanını dikine boydan boya kesen tamirli bir bölümden sonraki sağ taraf (tüm alanın orta bölümü);

B. Tahmini 2. Grup.

4. Tahtta oturur vaziyette, solda zengin kıvrımlı kumaş kütlelerine sahip uzun elbiseli, sola dönük olarak oturur vaziyetteki Ariadne’nin elbisesinde ışık-gölge oyunları belirtilmiş.

5. Sağda yanında, Pompei tarzında ve üzerinde büyük bir kase duran üç ayaklı bir sehpanın gerisinde, vücudunun çıplak olan üst kısmı, dalgalanan kumaş kıvrımlarıyla sarılmış, başının arkasında hare gibi bir kumaş parçası bulunan ve sağ elini Ariadne’nin omuzuna atmış, sol elinde ise bir kâse tutan tanrı Dionisos figürü.

6. Dionisos’un oturduğu tahtın büyük ve kalın süslü ayağının sağ tarafında, Dionisos’a doğru yürüyen ve sağ elinde içki kâsesi tutan çıplak Eros figürü.

 

Figürlerin arkasındaki fon kirli beyaz renkte ve figür konturları tek sıra taşla takip edilmiştir.

Reklamlar

Fırat Seleukeia’sı Yahut Zeugma

FIRAT SELEUKEİA’SI YAHUT ZEUGMA[1]

Dr. Rifat ERGEÇ[2]

İ.Ü. Ed.Fak. “Anadolu Araştırmaları XVI”, s. 201-226, İstanbul 2002’de yayınlanmıştır.

Fırat Nehri bilindiği gibi Anadolu’nun kuzey-doğusuna yakın bir yerlerden doğar, önemli yan kollarla beslenip, sarp dağları, birçok derin vadileri zaman zaman kendini alamadan ve hızına hakim olamadan coşkun fakat vakur bir edayla geçer, bazan da düzlüğe çıktığında sanki dinlenmek ihtiyacıyla yayılır ve sakin sakin akardı. Fırat Nehri bir zamanlar akardı, çünkü O’ nun, etrafına bereket bahşetmek, kıyılarına hayat vermek, kendi tabiatını veya ekolojisini oluşturmak, insanlara can verip medeniyetler meydana getirmelerine imkân sağlamak gibi tanrısal bir görevi vardı (Harita 1). Belki de bu yüzden kutsal kitaplarda Fırat’a “cennet ırmağı ” benzetmesi yakıştırılmıştı. Fırat Nehri yüzyıllar bin yıllar boyu aktı durdu, ama görevi hiç değişmedi, hep medeniyetler yeşertti[3]. Kıyılarında yaşayanların nezdinde, hep korkulan, saygı duyulan bir büyük sudan öte başlıbaşına bir mefhum oldu. Bazan adalet bile O’ndan soruldu da, vakitsiz ölümlere veya suç ve cezaya vesile edildi ya da bahane arandı. Fırat, Anadolu’yu neredeyse kuzeyden güneye bölerken hep sarplığı, güçlüğü ve geçilmezi temsil etti. Fakat, insanlara bir de kolaylık sağlamış, iki yerde iki önemli geçit vermişti, doğudakiler batıya geçebilsinler ya da tersi olsun diye. Bu geçitlerin birisi Samsat idi, bir zamanların görkemli Samosata’sı. Tanınmayacak kadar kocamış o görkemli başkent, tıpkı Eskimolar’ın yaşlı insanları beyaz ayıya terk etmeleri gibi vazgeçilerek mavi sulara terk edildi ve yavaş yavaş batışı seyredildi. İbret alınması beklenirken, gene tarihe tanıklık etmiş, fakat bu sefer Fırat Seleukeia’sı yahut Zeugma ismiyle daha çok tanınan bir tanesi daha, göz göre göre terk edildi, hem de Samsat’ta olduğu gibi gene sularda boğulmasına izin verilerek.

20. yüzyılın başlarından beri devam eden kaçak kazılar ve kültür varlığı kaçakçılığı sonucunda Zeugma’nın adı, batı müzelerinde ve bilim aleminde duyulmuş, dünyanın çeşitli müze ve özel koleksiyonlarında bulunduğu saptanan figürlü mozaik panolar, heykeller ve kabartmalar, figürinler veya çeşitli sanat eserleriyle[4] antik kentin kendisinden çok daha önce tanınmıştır.

1992-1999 yılları arasında Gaziantep Müzesi Zeugma’da kendi adına kazılar ve araştırmalar yaptı. Bu süre zarfında bir villa hemen tamamen, iki villa ise kısmen kazıldı, ayrıca bir arşiv binası, bir mezar odası, bir mezar odası terası ve üç münferit mozaik kazısı ile bir hamam ve gymnasium kazısı gerçekleştirildi. Gene Gaziantep Müzesinin başkanlığında olmak üzere, ayrıca yürütülen araştırma ve kazılara 1993 yılında Perth Üniversitesinden Prof. Dr. David Kennedy ve ekibi iki hafta süreyle, Doç. Dr, Catherine Abadie-Reynal başkanlığında İFEA ve Nantes Üniversitesi ekibi 1996 yılından itibaren, Dr. Martin Hartmann başkanlığındaki bir ekip de 1997 yılından itibaren katıldılar[5]. 2000 yılı ortalarından itibaren yurtdışından bir vakıfın sponsorluğu ile uluslar arası geniş bir katılımla son müdahaleler yapıldı ve 2000 yılı sonlarında baraj sularının maksimum kota erişmesiyle Zeugma’nın bir devri de battı gitti[6].

Zeugma’nın, “geçit” veya “geçit yeri” ni ifade eden kelime anlamı, öncelikle coğrafik bir ifade olmalıdır. Her ne kadar “Zeugma” kelimesi Grekçe ise de, daha önce buralarda yaşayan ve bu geçidi kullanan tüm değişik halkların dilinde de aynı anlama gelen bir kelime ile anılmış olsa gerektir. Zeugma Geçidi’nin en azından Anadolu’nun yol ve geçit yeri imkânlarını iyi araştırmış olan Asurlu Kolonistler Çağı’ndan beri tanınıp kullanıldığını, buna dayanarak da geçidin her iki yakasına öteden beri yerleşildiğini düşünmek mümkündür (Resim. 1). M.Ö. 300/299 ‘da Seleukos I Nikator, Fırat’ı geçmek üzere buraya geldiğinde ıssız bir geçit yeri bulmamış, aksine en azından coğrafik fonksiyonu ile anılarak “Geçit=Zeugma” denilen ve buradaki geliş-gidişlerden geçimini temin eden insanların yaşadığı bir de yerleşim yeri ile karşılaşmış olmalıdır. Seleukos I Nikator, işte bu yerleşim yerini Hellenistik mimarî ve inşa gelenekleri ile ihya ederek kendi adını vermiş, şehir de zaman içinde her iki isimle birlikte, bazan biri ötekine tercih edilse de Zeugma ve Fırat Seleukeia’sı olarak anılmıştır[7]. Fırat Nehri üzerindeki bu geçitin ne kadar önemli olduğu, Seleukos I Nikator’un sadece yeniden inşa ettirdiği veya elden geçirttirerek “Fırat Seleukeia’sı” adını verdiği şehirle yetinmeyip, muhtemelen geçidin korunmasını garanti altına almak üzere karşı kıyıda da ikinci bir şehir kurmak ihtiyacını hissetmiş olmasından anlaşılmaktadır. Buradaki, ihtimal Fırat Seleukeiası’ndan daha küçük olan yerleşmeyi disipline ederek ve gene Hellenistik inşa geleneklerini kullanarak Pers asıllı bir prenses olan karısı Apama’nın adını verdiği Apameia kentini tesis etmiştir. Burada yapılan yüzey araştırması ve arkeolojik kazılardan edinilen bilgiye göre Apameia’nın gerek kara ve gerekse nehir kenarındaki şehir surlarının inşa tekniği, taş işçiliği, kulelerin biçimi ve planları ile şehir kapısı planları tam anlamıyla Hellenistik inşa karakterini yansıtmaktadır[8]. Daha sonraki dönemlerde Zeugma /Seleukeia’nın aşırı gelişmesi karşısında giderek önemini kaybettiği anlaşılan Apameia kenti eğer Birecik barajının suları altında kalmasaydı, arkeolojik kazısı yapıldığında döneminden sonra büyük bölümüne hemen hemen hiç el değmemiş bir Hellenistik kenti en azından mimarîsi ile tanıma imkânını bulabilecektik. Kısmen antik kentin üzerine yerleşmiş olan Til Musa (Keskince) köyü sakinlerinin çok verimli olan alüvyon toprağında yoğun sebze ve meyve bahçesi çalışmaları sırasında rastladıkları yapı taşlarını sökerek yeni tarım alanı açtıkları veya mevcut olanı genişlettikleri, çıkardıkları yapı taşlarını da bahçe duvarı veya yeni inşa edilen evlerde temel taşı olarak kullandıkları saptanmıştır. Fakat işin daha kötü yanı, genellikle sökülen bu taşlar bazan karşılaşıldığı gibi merdiven basamağı veya köşe taşı gibi tek parça değil kırılarak küçük parçalar halinde kullanılmıştır. Yani, bu ikinci kullanımlarında dahi işlenmiş taşları tesbit ederek, fikir yürütmek ya da tarihleme yapmak imkânı kalmamıştır. Apameia’nın, jeo-manyetik tesbitler ve sondaj kazıları yapılmış doğu tarafında yer alan surlar, dikdörtgen ve yuvarlak kesitli kuleler, iki kuleli ve iç avlulu şehir kapısı gibi bölümlerdeki çalışmalarından elde edilen bilgilere göre antik şehirin en azından bu kesiminde, Hellenistik katların üzerinde Roma yerleşimi bulunmamaktadır. Gene antik kentin bu kesiminde, sebze bahçeleri içinde yapılan jeo-manyetik tesbitler ve sondajlardan Apameia antik kentinin şehirciliğine ilişkin önemli bilgiler elde edilmiştir. Buna göre antik kent, Fırat kıyısından başlayıp kuzeye doğru gittikten sonra köşe yaparak batıya yönelen ve bugünkü Til Musa köyünden geçerek gene Fırat kıyısında sona eren, tesbit edildiği kadarıyla 22-23 kule ile desteklenmiş kara surları ile çevrilmekte (Harita 2), nehir kıyısında ise polygonal işçilikli surlarla birleşmektedir. Hellenistik kent, Hippodamos tarzında düzenli bir plana sahip olmakla beraber, Ortadoğu tipi ince uzun yapı adalarının bir çoğunun iskân edilmediği anlaşılmaktadır. Bu da, kentin tamamının Helenistik dönemde iskân edilmediği gibi Roma döneminde de Nehirin bu kesimine pek itibar edilmediğini ortaya koymaktadır. Bazı bölümlerde de çok seyrek olarak Part ve sonra Bizans kalıntılarına rastlanmaktadır.

Esas yerleşimin Seleukeia/Zeugma’da olmasının mantığını, antik çağda çok iyi izlenen strateji politikasında aramak gerekir. Çünkü Hellenistik Çağ’da, önceleri çok önemli olmamasına rağmen dönemin sonlarında kutuplaşmaya başlayan doğu-batı (Seleukos-Part ve sonra Roma-Part) ilişkileri nedeniyle Fırat Nehri’nin taşıdığı önem, I. bin yılın siyasi hareketlerinde olduğu gibi[9] bir kez daha anlaşılmış olmalıdır ki, artık Fırat Nehri doğal bir sınır, bir set veya siper gibi görülmeye başlanmış ve Fırat boylarının korunması gündeme gelmiştir[10]. Bu düşünce biçiminin sonucu olsa gerek Nehir’in batı kıyısında yer aldığından ve su çizgisinden itibaren güneye doğru yükselen yamaçlar ve tepelerden oluşan elverişli bir topografyaya sahip olduğundan Seleukeia/Zeugma’da yerleşmek, burada yaşayan tüm insanlara, sivillere, tüccarlara, zenaatkârlara, sanatçılara ve çeşitli üreticilere, tabii özellikle de askerlere daha güvenli ve cazip gelmiş olsa gerektir. Bunun sonucu olarak da Kommagene Kralları Seleukeia/Zeugma’ ya özel bir önem göstermişler, Roma ordusu Part seferlerine burada hazırlanıp yola çıkmaya başlamış, daha sonra Roma hakimiyetine girdiği M.Ö. 31 yılından sonra Roma lejyonları Part Krallığına doğrudan sınır olduğu için (önce X. Fretensis, sonra da Legio IIII Scythica) artık burada konuşlanmışlardır. Lejyonların şehirde yerleşmesi şüphesiz şehirin ticarî ve kültürel hayatı bakımından bir avantaj idi. Çünkü, yaklaşık 5 bin askerin her türlü ihtiyacı buradan karşılandığı gibi, emekli olan askerlerin, fakat özellikle de Roma İmparatorluğunun değişik yerlerinden gelmiş farklı kültürlere ve sanat anlayışına sahip yüksek rütbeli subayların şehirin kültür hayatına yaptığı hatırı sayılır katkıyı düşünmemek mümkün değildir. Belki de sadece bu yüzden, Seleukeia/Zeugma’nın mesela kendine has mezar odaları ve mimarîsi ile heykeltraşlığı gelişmiş ve kendini göstermiştir[11]. Şehirin üç tarafını çeviren ve iskân mahallelerinden daha geniş bir alana yayılan nekropollerde, çok sayıda gömünün yapıldığı ve içleri çoğu zaman çiçek motifli fresklerle bezenerek cennetin tasvir edildiği büyük mezar odaları bulunmaktadır. Kayaya oyulmuş düz sandık tipi mezarlar, loculuslar, çiftli arkesoliumlar, dikdörtgen ve kavisli teknelere sahip çeşitli lahitler ve urneler gibi farklı ölü gömme geleneklerini ihtiva eden mezar odalarının, aileler veya meslek grupları gibi kurumlar tarafından topluca ve sürekli kullanımı sonucunda oluşan iskelet depoları, mezar odalarının önünde oluşturulan teraslar ve buralarda yer alan anakaya yüzeylerine, yarım veya boydan yapılmış münferit kartuşlara büst yahut boydan resmedilmiş ölü kabartmaları ile gene mezar odasında bulunanlara ait bazısı kitabeli yüksek kaidelere sahip heykeller, muhtemelen Palmyra ve Petra etkisiyle başlayıp kendi tarzını yaratan gelişmenin tezahürleridir. Fakat, bölgede başka bir nekropolde görülmeyen mezar odası önündeki teras geleneğinin, Kommagene Kral Kültü’nün ürünü olan “kutsal teras“ların etkisini taşıdığı da göz ardı edilmemelidir. Tamamen Zeugma karakteri olan kartal figürlü mezar stelleri erkekleri, yün sepetleri ise ev kadınını simgelemektedir. Buna göre, iki kartallı mezar stelini baba-oğul veya iki erkek kardeşe, bir kartal-bir yün sepetli steli ise karı-kocaya atfetmek mümkündür. 2000 yılı çalışmalarında ilk defa bir mezar stelinde iki yün sepeti görülmüştür ki, bu da anne-kız veya iki kız kardeşi simgeliyor olsa gerektir.

Seleukeia/Zeugma, sahip olduğu nehir geçidi sayesinde özellikle M.S. I. ve II. yüzyıllarda çok gelişmiş ve zenginleşmişti. Çünkü, doğu-batı arasındaki ticaretin hatta uzak doğudan gelen ticarî malların adeta gümrük kapısıydı. Ayrıca nehir üzerinden sallarla yapılan ticaretin öneminden bahseden Strabon’u unutmamak gerekir[12]. Bu yol güzergâhının güney veya kuzeyinde iç kısımlarda bulunan yerleşim yerlerinden gelen tüccarların Zeugma’da üstlenmiş olmaları kaçınılmazdır. 1992-1999 yıllarında Gaziantep Müzesince yapılan Fırat boyundaki çalışmalarda, Fırat’a kıyısı olan hemen her eski yerleşim yerinde bir iskeleye rastlanmış olması, dönem gözetmemekle birlikte geleneksel nehir seyrüseferi hakkında bilgi vermektedir. Diğer taraftan, doğulu düşmanlar dikkate alındığında Fırat Nehri doğal bir korunma seddi, Zeugma’daki “Fırat Nehri Geçidi” de kontrol altında tutulan önemli bir köprü/kapı durumundaydı. Zeugma kelimesinin, bazan farklı bir kavram algılanması ile “köprü” anlamında da kullanılması antik dönemde Zeugma’da sanki bir köprü yapısı varmış intibaını uyandırmaktadır. Hellenistik veya Roma çağında Fırat gibi rejimi düzensiz bir büyük nehir üzerine köprü inşa etmenin zorluğu hatta imkânsızlığı malûmdur. Ancak geçici olarak yapılması muhtemel, birbirine bağlanmış sallardan oluşan köprüleri düşünmek mümkündür ki, bugüne kadar Zeugma’da yapılan çalışmalarda bunu doğrulayacak, en azından nehirin iki yakasında birer bağlantı ayakları gibi bir somut bir kanıta rastlanmamıştır.[13] Sal köprünün varlığı kabul edilse dahi bunların yılda birkaç kez, mesela suların yükseldiği ilkbahar taşkınlarından sonra yenilendiğini ve devamlı bakım-onarıma ihtiyaç gösterdiğini kabul etmek gerekir. Böyle düzensiz bir durumun geçişleri zorlaştırdığı gibi güvenliği de aksatacağı dikkate alınmalıdır. Fakat başka bir ihtimal daha akla yatkın görünmektedir. Buna göre; birçok kaynakta söz konusu yerden bahsedilirken kullanılan “Zeugma Geçitleri” ifadesi, Zeugma’da birden çok geçit yerinin varlığını düşündürmektedir. Bu durumda da hemen, antik kentin batı tarafında Fırat üzerinde görülen nehir adaları akla gelmektedir. Her ne kadar zaman zaman yerleri değişse de Fırat Nehri boyunca birçok yerde görüldüğü gibi bu kesimde de akıntının getirdiği kum ve miller ile bunların üzerinde tutunan bitkiler adalar oluşturmuş olup, nehir burada birkaç kola ayrılarak akmaktadır. Adaların arasından akan nehirin dar aralıklarının sal veya benzeri alt yapıdan oluşan köprülerle aşılması hem daha kolay ve hem de bakımı daha basit olduğundan tercih edilmiş olsa gerektir. Bu kabil geçitlerin hemen her dönemde tesis edilmesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Önemli olan, güvenlik bakımından buraları kontrol altında tutmaktır ki, Zeugma kenti topografyasının önemi de burada öne çıkmaktadır. Nitekim, Birecik Nehir Geçiti’nin önem kazanmasıyla Zeugma’nın artık terk edildiği bilinen M.S. XI. yy’ dan epeyce sonra, 1418 yıllarında bölgede yaşanan askerî hareketlilik sırasında dahi, Ak-Koyunlu Beyi Kara Yülük Osman Bey ve komutasındaki askerî birliğin Fırat’ı Zagma (Zeugma)’ dan geçtiği belirtilmektedir[14].

Tüccarlar, yolcular ve askerler açısından özellikle eski çağda kaderci olmanın büyük önemi olsa gerektir. Hepsi de geleceklerini iyi bir talihe veya şanslı olmaya bağlamaktadırlar. Gerek Fırat’ı aşan doğu-batı yolunun, gerek Nehir yolunun ve gerekse Fırat’a paralel giden güney-kuzey yolunun kesiştiği yer Zeugma idi. Çok uzaklardan görülebilen akropol tepesi üzerine bir Tykhe tapınağı inşa etmenin, bütün bu yollardan geçip giden insanların bu tapınağı ziyaret ederek güzel bir şansa, iyi bir talihe sahip olmak için dua etmelerini sağlamanın, Zeugma’nın cazibesini artırmak ve önemini korumak bakımından ayrı bir anlamı olsa gerektir. Akropol tepesi ve Tykhe tapınağının Zeugma sikkeleri üzerinde yer alması da, bunların taşıdığı önemin bir göstergesidir[15].

1996-1997 yıllarında Gaziantep Müzesi’nin çalışmaları sırasında saptanan nehir kıyısındaki, depo, atelye ve diğer zenaat kollarına ait işyerlerinden sarfınazar edilecek olursa iskân mahalleleri, akropol tepesinin etekleri ile kıyı bandındaki atelyelerin arasında yer almaktadır. Bu kesimdeki atelyeler, genellikle kıyıya yakın yerlerdeki ana kaya içine oyulmuş mağaramsı mekânlardan oluşmakta ve su ile ilgili mesela, iplik yıkama, boyama, yün işçiliği, dericilik ve benzeri iş kollarını içerdiği anlaşılmaktadır. Bunların birisinde de Nehir Tanrısı’nın bir kabartması bulunmuştur.

Zeugma şehrinin mimarîsine dair önemli bilgiler elde edilmiştir. Şehrin, halen görülebilen veya toprak üzerinde net olarak izlenebilen bir suru bulunmamaktadır. Sadece, nehire yakın sayılacak bir alanda yapılan sondaj kazısında Hellenistik Döneme ait olduğu sanılan ve nehire doğru açılı olan giden, şehir suru olabilecek cesamette duvarlara rastlanmış olması, Hellenistik Devirde kara suruna gerek duyulduğunu kanıtlamaktadır. Roma Döneminde ise, şimdiki bilgiye göre ne kara ne de nehir surlarının bulunduğuna dair henüz somut bir bulguya rastlanmamıştır. Bu durumda, Zeugma’nın Hellenistik döneme ait olduğu sanılan surları, Apameia’da kesinlik kazanmış olan ve iyi izlenebilen kule destekli surlarıyla çağdaş olmalıdır. Özellikle Roma Çağı’nda Zeugma için asıl tehlikenin geleceği doğu kesimini Fırat koruduğundan, belki de ayrıca bir tahkimata gerek duyulmamıştır. Fakat iki dere yatağı sayılmazsa nehir kıyısından itibaren yükselen oldukça dik yamaçlardan savunmada istifade edilmiş olması muhtemeldir.

Zeugma şehir topografyası, Romalı gibi düşünen her Zeugmalı için bulunmaz imkânlar sunmaktadır. Çünkü, zenginliğin ve gösterişin ifadesi olan villaları inşa etmek için safalı yerler o kadar çoktur ki, Akropol tepesi eteklerinden Fırat kıyılarına doğru inen yamaçlar hem dikey, hem de yatay kıvrımlar yaparak adeta iskân alanını genişletmektedir. Eğimi bazan hiç de küçümsenmeyecek kadar fazla olan yamaçlar, hem Fırat Nehrinin batıya doğru uzanan eşşiz güzellikteki vadisine nâzırdı ve hem de vadiden gelen rüzgârı alarak yaz sıcaklarını hafifletiyordu. Roma geleneğine uygun olarak şehirin üst kısımlarına doğru yayılan villalar, yamaçta zeminin düzeltilmesiyle elde edilen teraslar üzerine oturtulurken, zemin kayasından faydalanılması da ihmal edilmemiştir. 1992 yılında Gaziantep Müzesince yapılan kazılarda bulunan I. villanın[16] inşasında, tamamen zemin kayasına sadık kalındığı anlaşılmaktadır. Bu villada, ara kat, tablinium, galeri, atrium, mahzen, teras, koridor ve diğer üç odanın hepsi de zemin kayasına bağlı olarak birbirinden farklı zemin kotlarına sahiptirler. Gerek I. villa ve gerekse ikiz villalar bölgesindeki çalışmalardan anlaşıldığına göre iskân mahallerindeki villalar, en azından şimdiki bilgilere göre duvar duvara bitişik bir yapı göstermektedir. Zemindeki sağlam kayayı bularak inşaatı üzerine yapmak, binanın sağlamlığı kadar kışın eğimli yamaçlardan hızla gelen yağmur sularından sakınmak için de gerekli olmalıdır. Yağmur sularının ve akabinde oluşan toprak erozyonunun Zeugma için, “Side Limanı’nın Kumları” gibi bir baş belası olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim 1997-1998 ‘de yapılan çalışmalarda ele geçen ve Fırat’a doğru yönelerek yan bağlantılarla da kapasitesinin genişletildiği anlaşılan bir su kanalının işçiliği ve yapı taşı kalitesinin toprak üzerindeki yapılardan çok daha kaliteli ve itinalı olması konuya verilen önemi yansıtmaktadır. Zeugma kentinde, akropol eteklerinden başlayıp eğimli yamaçları toprak altında oldukça derinden kat eden ve tıpkı Seleukeia Pieria limanında olduğu gibi yağmur sularını toplayarak nehir kıyısına tahliye eden bir kanallar sistemi olduğu anlaşılmaktadır[17]. Bu önlemlere rağmen, özellikle yağmur ve rüzgâr erozyonu sonucunda antik kent, ortalama 4-5 m, çukur ve kuytu yerlerde ise 8 metreye varan bir toprak ve moloz dolgu ile kaplanmıştır.

Villa inşaatlarında anakayayı bulmanın bir gereğinin de, evin ihtiyacı olan içme ve kullanma suyunu saklamak için sarnıç yapmak olduğu anlaşılmaktadır. Zeugma’nın, Fırat gibi dev bir su kütlesinin kenarında yer almasına rağmen susuzluk problemi çeken bir şehir olduğu anlaşılmaktadır. I. villada iki adet ve diğer villalarda da en az ikişer adet sarnıcın bulunması bunu doğrulamaktadır[18]. Bu sarnıçlar, tıpkı bir ampul gibi dar ağızlı, aşağıya doğru genişleyen, 5-6m derinliğe sahip olan ve içleri birkaç kat kaliteli sıva ile kaplanmış su yapılarıdır. I. villada olduğu gibi kimisinin ağız kısmında bir bilezik taşı konularak kuyu çıkrığı ile su çekildiği saptanmıştır. Sarnıçlardaki suyun nasıl temin edildiği ise kesin olarak belirgin değildir. Doğal olarak ilk akla gelen yağmur suyudur ki, zaten atriumdan başlayıp birkaç yöne doğru yayılan zemin kayasına oyulmuş ince kanalların varlığı bunu doğrulamaktadır. Ancak, batıdaki dağlık kesimden Zeugma’ya doğru gelen ve çok seyrek izlenebilen su kemerlerinden yola çıkarak bu yamaç şehrinde belirli kotlara kadar şebeke suyunun ulaşıp ulaşmadığı henüz bilinmemektedir.

Yazları, sıcak olduğu kadar Fırat Vadisi’nin nemli havasının etkisiyle bunaltıcı hale gelen iklimde yaşamanın zorluğunun, bölgenin eski mimarî geleneklerinden de faydalanılarak hafifletilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Plan olarak, sıcak iklimin getirdiği avlulu yapılar mecburiyeti, en azından Hellenistik dönemden itibaren ve dönem içinde Priene ve Delos evleriyle karakterize edilen avlulu ev tipi Zeugma’da sistemli şekilde gelişerek kullanılmış, bu plan tipi Roma Çağı’nda da devam etmiştir. Bölgede bugün dahi geleneksel ev mimarîsi bu esasa göre yapılmaktadır. Zeugma’daki I. villanın, kenarlarında üçer sütunun yer aldığı ve derince olan tabanı geometrik desenli mozaiklerle kaplı bir atriumun etrafında gelişen mekânlardan oluştuğu, atriumun aynı zamanda bir implivium olarak da kullanıldığı anlaşılmaktadır ki, bulunan diğer villalarda da benzer bir ana planın korunduğu saptanmıştır[19]. Atrium sütunlarının, örnekleri mesela Kilikya’da Olba’daki Zeus tapınağında da görüldüğü gibi yivleri yarıya kadar işlenmiş olup, Pamphilia Seleukeia’sı/Lyrbe’dekiler[20] gibi yivlerin araları kapalı yani kanalların arası doludur. Başlıklar, dor tarzının dejenere olmuş görüntüsü içinde, küçülmüş olup, basık ve ince biçimler göstermektedirler. Buna mukabil sütunlar başlık itibarıyla dor nizamında gibi gözükse de, basit ve yayvan tek thoruslu bir kaideye sahiptirler.

Ev mimarisinde en önemli husus, ana kayadan müsait olduğu yerlerde duvar olarak faydalanılması dışında, duvarların kerpiçten yapılmış olmasıdır. İç bölme duvarları genellikle, yerli killi-kalker taşlardan köşe blokları ile desteklenen yaklaşık 0.40X0.40X0.15m ebadındaki kare biçimli kerpiçlerle örülmüştür. Duvar boyunun uzun olması durumunda, kalker blokların yer yer sağlamlaştırmada kullanıldıkları görülmektedir. Fırat Vadisi’nin jeolojik yapısı killi kireçtaşından oluşan bir karakter göstermektedir. Buradan elde edilen yapı taşları hava ile temasında, kuruyarak çatlamakta ve derin yarıklar oluşmakta, giderek de parçalanmaktadır. Çok önemli binalar dışında Zeugma yapılarının genelinde bu yerli taş kullanılmaktadır. Bu sebeple, gerek köşe taşları ve destek blokları ve gerekse kerpiç duvarlar önce kaba sıva, sonra birkaç kat ince sıva ve sonra gerekiyorsa bol kireçli fresk sıvası ile kaplanarak taşların hava ile temasının önlenmesine azamî dikkat gösterilmiştir. Bazı hallerde, sıvalı duvar yüzeyleri koyu tonlarda olmak üzere sarı-kırmızı-mavi-yeşil renklerde boyanmış, bazan da üzerine de alçıdan konkav ve konveks profilli çerçeveler aplike edilerek süslenmiştir. Yapıların değişik evrelerinde, fresklerin yenilenmesinin icap ettiği hallerde dahi eski sıva kaldırılmamış, mevcut yüzey taraklanıp yaralanarak yeni fresk sıvası bunun üzerine yapılmıştır. Ele geçen fresklerin önemli ölçüde tahrip görmüş olması tam bir fikir edinmeye pek de imkân vermemektedir. Figürlü olanlar Roma Çağı’na ait olup bu dönemin üslubunu ve önceden de bilinen tiplerini yansıtmaktadır. Mesela I. villada, Antepfıstığı ağacına rastladığı için kazısına devam edilemeyen (P) odasının güney duvarında, elinde taşıdığı bir tepsi içinde yemek götüren bir erkek figüründen dolayı burasının villanın yemek odası olabileceği tahmin edilmiştir[21]. Zeugma’da son bulunan figürlü fresklerin restorasyonu tamamlanmış olup, teşhire hazırlanmaktadır. Bazan Roma Dönemi fresklerinde veya bunların altındaki eski yüzeylerde, bazan da dökülmüş kısımlardaki izlerde, dikdörtgen, kare veya eşkenar dörtgen biçimli geometrik panolar düzenindeki Hellenistik etkili freskleri izleyebilmek mümkün olabilmektedir.

Evlerin yaşam mahallerinin, tabanlarında mozaikler ve duvarlarında fresklerin yanısıra, bronzdan büyük boy heykeller, yüksek ayaklı şamdanlar veya askılı kandiller, inançla ilgili heykelcik veya figürinler ve I. villada rastlandığı gibi aslan figürinleriyle süslü subay kılıçları ile, madenî açılır-kapanır tabureler, keramikten halka şeklinde yüksek altlıklara yerleştirilen anforalar gibi eşyalarla dekore edildiği anlaşılmaktadır[22]. Özellikle birinci katlarda geniş pencereler ve bunları koruyan, perçinle tutturulmuş kare bölmeli demir korkuluklar saptanmıştır ki, bu kadar geniş pencerelerde süslü perdelerin de kullanılmış olduğunu düşünmek mümkündür.

Yapıların tavan yükseklikleri hakkında, korunmuş orijinal duvarlara sahip olunmadığı için net bir bilgiye de ulaşılamamaktadır. Ancak, I. villanın 3.20 m. civarındaki atrium sütunlarının yüksekliği bu konuda bir fikir verebilir. Zeugma’da 2000 yılında son çalışılan ikiz villalarda[23] da orijinal yükseklikte duvarlar bulunamamış olup, atriumlardaki sütunlarının farklı yükseklikler göstermesi, yine zemini oluşturan anakaya kotları olduğu kadar, varlığı kabul ikinci kat konstrüksiyonu ile de ilişkilidir. Zeugma villalarının tek katlı, iki katlı ve meyilden dolayı ara katlı biçimler içerdikleri kesindir. İkinci katlarda da, atriumlu plana bağlı kalındığı ve ikinci kat galerilerinin, ele geçen daha ince ve hafif yapılı sütunlar nedeniyle atriuma açıldığı düşünülmektedir. Kat aralarının ahşap konstrüksiyonla bölündüğü anlaşılmaktadır. Mesela, nehir kıyısına en yakın kotta yer alan ve 2000 yılında kazılan ikiz villalarda zemin kattaki mutfağın önünde bulunan bronzdan büyük boy Mars heykelinin, döşemenin yanarak çökmesi sonucu buraya düştüğü saptanmıştır. Arşitravlar ve taştan yapılmasına alışılmış diğer üst yapı elemanları ile çatı konstrüksiyonun tamamının ahşaptan yapıldığı anlaşılmaktadır. Fırat vadisinde ahşap hammaddenin bol ve ucuz olmasının yanısıra, bölgede, en azından basit bir arşitrav olarak dahi kullanmaya müsait olacak kalite veya sağlamlıkta taş bulunmadığından, Zeugma Villalarının inşaatında, köşe ve destek blokları ile sütunlar dışında taş kullanılmamıştır. Ahşap malzemenin kullanım yoğunluğuna, molozların arasında çok rastlanan kömürleşmiş iri ahşap parçalar[24] ile gene çok bol ele geçen bronzdan çeşitli boyda büyük başlı çiviler tanıklık etmektedir.

Gerek atriumun etrafını çeviren sundurmanın ve gerekse odaların üzerinin, yaklaşık 0.40X0.40m ebadındaki düz kiremit levhalarla örtülü olduğu, aralarının da oluklu kiremitlerle kapatıldığı anlaşılmaktadır.

Şimdiye kadar ele geçen buluntulardan Zeugma kentindeki binaların üç türlü taban döşemesine sahip olduğu saptanmıştır. Kullanılan yerin bina içindeki önemine göre zemin katlarda ya sıkıştırılmış çakıllı killi/toprak, ya da mozaik döşemeler yapılmış olup, ikinci katlarda çoğunlukla ahşap kullanılmış olmalıdır. İkiz villalarda, ikinci kata ait olması muhtemel mozaik parçaları ele geçilmiş olmakla beraber, bunların atriuma açılan galerilere ait olduğu düşünülmektedir. Mozaikler ise ya basit çizgilere sahip iri tesseralı ve tek renkli (genellikle beyaz), ya geometrik desenlere sahip ve çok renkli (bazan tonları ile birlikte 10-12 renk), ya da geometrik desenli bordürler ve panolar içine yerleştirilmiş mitolojik sahnelerin tasvir edildiği figürlü mozaikler olup, sanatsal değerleri ve işçilikleri bir hayli yüksektir[25]. Konular ve ikonagrafik düzenlemeler, çağdaş Roma dünyasının tanınan tiplerini ve tercihlerini yansıtmakta olup, Zeugma’ya mahsus başlıbaşına bir mozaik ekolünü düşündürmektedir. Ele geçen mozaiklerin içinde en fazla, Anadolu’da çok sevilen Dionysos’un çeşitli tipleri ile “nehir olgusu” ndan dolayı olsa gerek Okeanos ve Poseidon tasvirleri önde gelmektedir. Antik dünyada tanınmış, mesela Perseus-Andromeda veya Eros-Pyskhe gibi mitolojik tiplerin yanısıra, Euphrocine-Akratos gibi yerel ve dünyevî unsurlar da konu edilebilmektedir. Fakat, aralarına mitolojik yaratıkların serpiştirildiği süslü bordürler çok etkileyicidir.

Eğimli bir topografyadan dolayı yamaçlara yerleşmiş olan şehir içinde nasıl bir yol ve ulaşım sisteminin kullanıldığı hakkında henüz kesin bilgilere varılamamıştır. Ancak, yatay ve paralel yolların yer yer merdivenler veya rampalarla birbirine bağlandığı düşünülmektedir. Şehirin ana caddelerinin ise, iskele bağlantısı sebebiyle nehir kıyısını takip eden bir hat ile, ona paralel olan yaklaşık 420-430 m. kotundan geçen ve üzerinde önemli idarî ve kültürel yapıların yer aldığı sanılan en az iki güzergâhtan oluştuğu tahmin edilmektedir. Üstteki hattın kente güneyden, Karkamış/Europos’dan gelen şehirler arası yolun devamında olması bu düşünceyi pekiştirmektedir. Fakat, Zeugma’da şehirin alt ve üst kesimleri arasındaki ulaşımın bir hayli zahmetli olduğu kesindir.

Antik kentin yaklaşık 600m doğusunda, şimdi baraj seddinin altında kalmış olan bir hamam yapısı ile bir gymnasium olduğu zannedilen yapı kompleksinin, etrafında yer alan şapel, kuyu ve mahiyeti anlaşılamayan duvarlar ve bölmelerle özel bir öneme sahip başlı başına bir yapı grubu oluşturduğu saptanmıştır. Fakat, lejyoner kılıçları ve mızrak uçları ele geçmiş olmasına rağmen IV. lejyon gibi bir kuruma hizmet edip etmediği tam olarak anlaşılamamıştır. Askerî kampa ait olduğu bilinen “Legio IIII” damgalı tuğlalar kentin batı kesiminde yoğun şekilde ele geçmesine rağmen, bu yapı kompleksinin şehir dışında yer almasını, gene de askerî birlik gibi özel bir görev sınıfına tahsis edilmiş olmakla izah etmek mümkündür.

Seleukeia/Zeugma antik kentinin arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkmış önemli bir unsuru da, halen dünyadaki en büyük bulla koleksiyonudur[26]. Bir arşiv binasının 4-6 m derinlikteki yıkıntıları içindeki moloz dolgunun arasında 100 binden fazla bulla ele geçmiş ve ilk 10 bin bulla üzerinde yapılan ön çalışmalar sonucunda 115 ayrı tip tesbit edilmiştir. Bu konudaki çalışmalar sonuçlandığında antik dönemde çevrede yer alan şehirlerden başlayarak, en azından orta menzildeki diğer önemli şehirlere kadar uzanacak bir bulla ilişkisi ortaya çıkabilecektir. Bu şehirlerde de Zeugma menşeli bullaların bulunması, şehirler arası idarî, ticarî, askerî, dinî ve sosyal konulardaki ilişkileri ortaya çıkararak belirli bir dönemin aydınlatılmasında şüphesiz çok önemli roller oynayacaktır.

Zeugma, bütün bu zenginliğini ve görkemini M.S. 256 yılında yitirdi. İran ülkesine Roma ordularının hücum noktası, toplanma ve hazırlık üssü, harekâtın başlangıç noktası gibi hassas olan konumundan dolayı, kendini güçlü hissettiği anda batıya saldıran Sasanîler’in hemen hemen ilk intikam aldıkları yer Zeugma oldu. Yakıldı yıkıldı uzun yılların intikamı alındı, fakat Zeugma da bir daha belini doğrultamadı. Hiç bir zaman eski zenginliğine ve ticarî hareketliliğine kavuşamadı. Önceleri yavaş fakat giderek artan bir çöküşle M. S. XI. yy’dan sonra kendisinden haber alınamaz oldu.

Zeugma, yıllar sonra baraj inşaatı mevzuatındaki yeni uygulama ve denemeler sonucunda talihsiz bir şekilde bir bölümünü kaybetti. Kaybedilen kısımın bütünün içindeki yeri ve önemi neydi? Sekiz yıl boyunca kış-yaz Zeugma’nın tozunu yutmuş birisi olarak buna cevap vermek oldukça zordur. Öncelikle, “kaybedilen” her zaman önemlidir, kaçan balığın büyük olması misali. Kötünün iyisi ise, kaybedilenden elde edilen bilginin niteliği ve miktarıdır. Bu açıdan bakıldığında ise, az da olsa teselli olacak bir şeyler bulunabilmektedir. Çünkü, son dönemleri alelacele olmasına rağmen 1992, hatta 1987′ den beri elde edilen bilgi ve belge küçümsenmeyecek boyuttadır. İskele ve çevresine, şehirciliğine, sivil mimarlığına, inşaat tekniğine ve malzemesine, günlük ve sosyal hayata, inanç biçimine ve bunun maddi belgelerine, sanatsal ögelere, askerî, idarî ve ticarî hayata, ölü gömme adetlerine ve daha benzer birçok konuda bilgi sahibi olunmuştur. Bundan sonra ilk yapılacak olan da, ziyaretçileri aydınlatacak seyir terasları yapmak, çeşitli dillerde bilgi levhaları koymak ve antik yapıları kullanımını ön plana alarak restore edip insanlığın hizmetine sunmaktır[27].

Zeugma’nın arkasından ağıt yakmanın bir anlamı yoksa da, bundan sonrakiler için tedbirli olunmalı ve Zeugma’da yaşananlardan ibret alınmalıdır. “Baraj-su-tarım-elektrik, her şey veya vazgeçilmez midir?” sorusuna “kültür değerlerine, ekolojik dengeye, fauna ve floraya dokunmamak kaydıyla evet” demek mümkündür. Çünkü bütün bu 21. yüzyıl ihtiyaçlarını gerekirse ithal etmek mümkün iken, kültür değerlerini dışardan getirmenin imkânsızlığını her düşünen kafa biliyor olmak mecburiyetindedir.

Dünya vatandaşı olan her insan, geçmişi ve geçmiş uygarlıkları tanımak, öğrenmek ve bilgi almak hakkına sahiptir. Anadolu insanı ise, içinde yaşadığı kültürel değerlerin mirasçısı olmak sıfatıyla ile böyle bir imtiyazı herkesten daha çok hak etmektedir. Türk Arkeolojisinin Zeugma’dan öğreneceği daha pek çok bilgi vardır. Ancak, itidalli, sabırlı hazımlı ve ne istediğini iyi bilmek ve ona göre davranmak gerekmektedir.

KISALTMALAR VE BİBLİYOGRAFYA

KST Kazı Sonuçları Toplantısı Bildirileri
Anat. Ant. Anatolia Antiqua
Mz.KK. Sem Müze Kurtarma Kazıları Semineri Bildirileri
Ark-Snt Arkeoloji ve Sanat dergisi
Bkz. Bakınız
Abadie Reynal – ErgeçAnat. Ant-97 Catherine ABADİE-REYNAL-Rifat ERGEÇ, “Mission De Zeugma- Moyenne Vallee de L’Euphrate “ Anatolia Antiqua V, Paris 1997 p. 349-370
Abadie Reynal – ErgeçAnat. Ant- 98 Catherine ABADİE-REYNAL-Rifat ERGEÇ, “Mission De Zeugma- Moyenne Vallee de L’Euphrate Rapport Preliminaire de la Campagne de Fouilles de 1997″ Anatolia Antiqua VI, Paris 1997 P. 349-378
Abadie Reynal – ErgeçAnat. Ant 99 Catherine ABADİE-REYNAL-Rifat ERGEÇ-Eyüp BUCAK Zeugma- Moyenne Vallee de L’Euphrate Rapport Preliminaire de la Campagne de Fouilles de 1998″ Anatolia Antiqua VII, Paris 1997 P. 311-366
Akşit-1985 Oktay AKŞİT, Roma İmpatorluk Tarihi, İstanbul 1985
Algaze-1994, G. ALGAZE – R. BREUNİNGE – J. KNUDSTAD “The TigriEuphrates Archaeological Reconnaissance Project: final report of the Birecik and Carchemish Dam survey areas” Anatolica 20: s. 1-96
Atlan -970 Sabahat ATLAN, Roma Tarihinin Ana Hatları, İstanbul 1970
Başgelen-Ergeç 2000 Nezih BAŞGELEN-Rifat ERGEÇ, Tarihe Son Bakış, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul 2000.
Campbell-Ergeç-1992/1994 Sheila CAMPBELLandRifat ERGEÇ, “New Mosaics Rescue Excavations by the Gaziantep Museum (1992-1994)” The Twin Towns of Zeugma on The Euphrates, Ed: D. Kennedy, Portsmounth 1998, p. 109-128
Ergeç-Mz.KK.Sem 1993 Rifat ERGEÇ, “Belkıs/Zeugma Mozaik Kurtarma Kazısı 1992”, IV. Müze Kurtarma Kazıları Semineri, Ankara 1993, s.321-337
Ergeç-Mz.KK Sem1993-1994 Rifat ERGEÇ, “1993-1994 Belkıs/Zeugma Kurtarma Kazıları”, VI. Müze Kurtarma Kazıları Semineri, Ankara 1996, s. 357-369
Ergeç– Ark-Snt1995 Rifat ERGEÇ, “Belkıs/Zeugma’da Bir Roma Villası ve Taban Mozaikleri” Arkeoloji ve Sanat Dergisi, No:66 İstanbul 1995 s. 2-10
Ergeç-Nekropol 1995 Rifat ERGEÇ, Güney Kommgene Bölgesindeki Antik Dönem Nekropol ve Mezarları, ( S.Ü. doktora tezi ), Konya 1995, ( bu tezin nekropol ve mezarlar bölümü Asia Minor Studien No.43’de yayınlanacaktır.)
Ergeç-Mz.KK.Sem 1997 Rifat ERGEÇ, “Belkıs/Zeugma Roma Villası”, VIII. Müze Kurtarma Kazıları Semineri, Ankara 1997, s. 407-418
Ergeç-1992/1994 Rifat ERGEÇ, “Rescue Excavations by the Gaziantep Museum (1992-1994)” The Twin Towns of Zeugma on The Euphrates, Ed: D. Kennedy, Portsmounth 1998, p. 81-91
Ergeç- KST2000 Rifat ERGEÇ, “Belkıs-Zeugma 1997-1998 Kurtarma Kazıları” 21. Kazı Sonuçları Toplantısı, Ankara 2000, s.259-270
Ergeç-Ark.Snt 2000 Rifat ERGEÇ, “Belkıs/Zeugma (1992-1999/2000) Çalışmalar, Araştırmalar ve Kazılar” Arkeoloji e Sanat Dergisi, No:98, s.20-29
İnan-Lyrbe?/Seleukeia? Jale İNAN, Toroslar’da Bir Antik Kent, Lyrbe?/Seleukeia?, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul 1998
Kennedy-1998 David Kennedy, The Twin Towns of Zeugma on The Euphrates: Rescue Work and Historical Studies. Ed: D. Kennedy, Portsmounth 1998
Kopraman -1989 Kazım Yaşar KOPRAMAN, Mısır Memlüleri Tarihi, KBY, Ankara 1989
Önal-Ark.Snt/2000 Mehmet ÖNAL, “Belkıs’ta Sular Yükselirken” Arkeoloji e Sanat Dergisi, No:98, s.30-34
Parlasca -1984 Klaus PARLASCA “Neues zu den Mosaiken von Edessa und Seleukeia am Euphrat” III. Colloquio internazionale sul mosaico antico, Ravenna 1980, Edizioni Del Girasole 1984.
Reynal-Ergeç-KST-1997 Catherine Abadie REYNAL – Rifat ERGEÇ, “Zeugma ve Apameia Çalışmaları” XIX KST I, s. 409-424 Ankara
Reynal-Ergeç-KST-1998 Catherine ABADİE-REYNAL-Rifat ERGEÇ, Zeugma ve Apameia 1996 Çalışmaları” XIX. Kazı Sonuçları Toplantısı II. Ankara 1997, s. 409-424
Reynal-Ergeç-KST-1999 Catherine ABADİE-REYNAL-Rifat ERGEÇ, “The Zeugma and Apameia Works 1997″ XX. Kazı Sonuçları Toplantısı II. Ankara 1997, s. 403-416
Reynal-Ergeç-KST-2000 Catherine ABADİE-REYNAL-Rifat ERGEÇ, “1998 Zeugma Kurtarma Kazısı” 21. Kazı Sonuçları Toplantısı II. Ankara 2000, s. 249-258
Strabon Strabon, Coğrafya, çev: Prof.Dr. Adnan PEKMAN, Arkeoloji ve Sanat yayınları,İstanbul 1993
Taşyürek-1974 O. Aytuğ TAŞYÜREK, Eskiçağda Kommagene (basılmamış doktora tezi) İ.Ü. 1974
Taşyürek-1975 O. Aytuğ TAŞYÜREK, “Die Münzpraegung der Könige von Kommagene” Antike Welt, Sondernummer, Mainz 1975
Wagner-1976 Jörg WAGNER, Seleukeia am Euphrat/Zeugma, Wiesbaden 1976

[1] Talebesi olmakla her zaman haklı bir gurura sahip olduğum muhterem hocam, merhum A.M. MANSEL’in vefatının 25. yıldönümü münasebetiyle mütevazı bir yazı yazmama imkân sağlayan değerli düzenleyecilere teşekkürü kaçınılmaz bir görev addediyorum.

[2] Yrd. Doç. Dr. Rifat ERGEÇ, Gaziantep Üniversitesi Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanı, Gaziantep Müze Müdürü olduğu dönemde Belkıs/Zeugma (1992-1999) kurtarma ve katılımlı kazıları başkanı.

[3] Bkz. Orta Fırat arkeolojik yerleşmeleri için Algaze-1994, s. 199 vd., Fig. 25a-25b

[4] Parlasca-1984, s. 321-233, Wagner-1976, “grabstein”

[5] Yapılan bu çalışmalara ait bibliyografya ekte verilmiş olup, makaleler daha çok “Müze Kurtarma Kazıları Semineri Bildirileri”, “Kazı-Araştırma ve Arkeometri Sonuçları Sempozyumu Bildirileri” ile “Anatolia Antiqua” gibi yayınlarda toplanmıştır.

[6] Başgelen-Ergeç-2000, s. 6 vd.

[7] Wagner-1976, s. 39 vd.

[8] Reynal-Ergeç-KST 98 s.409-424, Reynal-Ergeç-KST-99 s. 403-416, Reynal-Ergeç-KST-2000, s. 249-258, Abadie Reynal-Ergeç-Anat.Ant 98, s.379-406, Abadie Reynal -ERGEÇ-Anat.Ant.97. s. 349-370, Abadie Reynal-Ergeç-Bucak – Anat.Ant.99, s. 311-366 .

[9] Taşyürek-1974, s. 69-95

[10] Atlan-1970 s. 147, Akşit-1985, s.146

[11] Ergeç-Nekropol1995, s. 77 vd.

[12] Strabon-C 664, s. 223

[13] Wagner-1976, karte II. Her ne kadar Wagner’in haritasında köprü okları (ayakları) ismiyle, sadece Apameia’da bir yer işaretlenmişse de, kazılarda köprü ayağı olabilecek somut bir buluntuya rastlanmamıştır. Tahmin edilen yerin ise bir geç devir duvar kütlesi olduğu kanısına varılmıştır.

[14] Kopraman-1989, s.196

[15] Taşyürek-1975, s.42-43, Ergeç-Mz.KK.Sem 1997, s. 411, Res.13

[16] Sonraki yıllarda, diğer villalar ile karışmaması için kazı ekiplerinin kendi aralarında verdikleri isimlere göre bu villa harita ve planlara “ERGEÇ Villası” adıyla geçmiştir. Detaylı bilgi için bkz. Ergeç-Mz.KK. Sem 1993, s.321-337, Ergeç-Mz.KK. Sem-1993-1994, s. 357-369, Ergeç-Ark-Snt-1995, s.2-10, Ergeç-Mz.KK. Sem 1997, s. 407-418 Ergeç-KST-2000, s.259-270. Ergeç-1992-1994, s.81-91, Campbell-Ergeç-1992-1994, s. 109-128. Kennedy-1998, Fig. 3.1-3.2.

[17] Reynal-Ergeç-KST-1999, s. 405, Res. 7-8, Abadie Reynal-Ergeç-Anat. Ant- 98, s.388-392,fig.14-15

[18] Ergeç-Mz.KK. Sem 1993, s.330 çizim:1, Ergeç-Mz.KK. Sem 1993-1994, s.362 plan:2,

[19] Ergeç-Mz.KK. Sem 1993, s321 vd., Ergeç-Mz.KK. Sem 1993-1994, s.357 vd. Ergeç-KST-2000 s.259 vd.

[20] İnan –Lyrbe?/Seleukeia?, s. 16-37

[21] Ergeç-Mz.KK. Sem 1997, s. 410, Res. 7-8, çizim:1

[22] Ergeç-Mz.KK. Sem 1993, s. 327, Res. 6-11

[23] Başgelen-Ergeç-2000, s. 49

[24] Bu villadaki kömürleşmiş ahşap parçaların Radyokarbon analizleri (+- 50 ) yanılgı ile 1700 yıl vermektedir ki, villanın tahrip yılları ile uyuşmaktadır.

[25] Ergeç-Ark.Snt 2000, Res. 1-7, Önal-Ark.Snt 2000, Res.1-8

[26] Önal-Ark.Snt2000, s. 34

[27] Kazı ekiplerinin yayınları için bkz. Ergeç– Ark.Snt 2000 s. 28-29

Belkıs/Zeugma Antik Kenti Hakkında Mülâhazalar

Belkıs/Zeugma’nın 1992-1999 dönemi arkeolojik kazı hafiri ve 1989-1999 dönemi Gaziantep Müze Müdürü olarak gözlemlerim ve çalışmalarım ışığında konu ile ilgili düşüncelerimi ve tecrübelerimi, yeni girişimde bulunmak isteyenlere faydası olabilir kanaatiyle aşağıda sunuyorum.

1. Zeugma’nın bulunduğu yer, topografik olarak engebeli ve gözden uzak birçok noktanın bulunması sebebiyle çok önceden beri kaçak kazıların yapılmasına imkân vermiş, bu durum Müze Müdürlüğü’nün sürekli kazılara başladığı dönemde de devam etmiş olup, denetimlerin sıklaştığı günümüzde az da olsa devam edegelmektedir. Bunun en başta gelen sebebi de, çevre halkının zahmetsiz kazanç olarak gördükleri antika bulma ve satma alışkanlıklarıdır.

2. Arkeolojik sit alanı içinde özel mülkiyette çok sayıda taşınmaz bulunduğu için, uzaktan bakıldığında kaçak kazı yapan ile fıstık ağacını tımar eden ayırd edilememektedir. Aynı şekilde, elinde kazma kürekle görülen kişilerin, kaçak kazı ile mi ilgili, yoksa bahçe işlerini mi yapanlar olduğu bu sebeple ayrılamamaktadır. Bu durum da, kaçakçılarca savunma aracı olarak kullanılmaktadır. Gene, çevre halkı tarafından yıllarca, ziraat ve hayvancılık bahanesiyle her yer karış karış ezberlendiğinden, çok kısa zaman içinde nokta vuruşu yöntemiyle yoklama yapabilmektedirler. Bölgenin toprağı tünel kazmaya elverişli olduğundan, kaçak kazı yapanlar, hiç kimseye görünmeden günlerce (gece-gündüz) yer altında çalışabilmektedirler.

3. Belkıs/Zeugma antik kentinde, öncelikle bu hususlar da dikkate alınarak güvenlik önlemleri düşünülmelidir. Kimlikleri önceden beri tanınan eski eser mafyası veya bunların bölgedeki yardımcıları, her an tetikte beklemekte ve bulunan bir eser haberi aldıklarında derhal bölge dışına çıkarabilmektedirler. En yakın yardımı ise gene çevre halkından bu işi geçim yöntemi haline getirenlerden temin etmektedirler. Bu türlü kişilerin iyi tanınıp, faaliyetleri izlenerek çevre halkını kaçak kazılara teşvik etmeleri önlenmelidir.

4. Yukarıda örnekleri verilen olumsuz durumlar önlenmeden, özellikle de tümü veya tam koruma altına alınabilecek kısmı kamulaştırılmadan Belkıs/Zeugma’da yeni arkeolojik faaliyetlere başlanmamalıdır.

5. Malûm olduğu üzere iki türlü arkeolojik kazı yapılır. Birincisi ânî bir fizikî gereklilik üzerine yapılan kurtarma kazılarıdır ki şartların oluştuğu ve gerektiği her zaman yapılabilir. Bunun amacı, zamana karşı hareket edip (yol-kanal çalışması-elektik hattı-baraj-sulama hattı-köprü yapımı vb.) bir an önce kazıyı tamamlayıp taşınır eserleri tahripten kurtarmaktır. Bu türlü çalışmalarda gene arkeolojik kazı yöntemleriyle fakat daha hızlı hareket edilir. Eğer önemli bir anıtsal taşınmaz söz konusu olursa yatırım faaliyetleri durdurulup tam sonuç alınana kadar çalışmaya devam edilir ve ilgili Koruma Kurulu’nun kararına göre davranılır. Diğer kazı yöntemi ise, bilimsel kazılardır.

Bilimsel kazılar, üniversiteler veya enstitüler gibi bilim kurumları ile müzeler tarafından bilimsel bir gereklilik sebebiyle yapılırlar. Normal şartlarda böyle bir gereklilik yoksa, sırf mozaik çıkarmak, heykel bulmak veya turizme açmak için arkeolojik kazı yapılmaz. Her kazının, aynı zamanda bir tahrip unsuru olduğu da dikkate alınırsa, kazı için harcanacak her birim meblağın en az üç-dört katını, restorasyon ve koruma giderleri için planlamak gerekir. Bu bağlamda, en iyi koruyucunun toprak olduğu da öne sürülmektedir, yani yeterli şartlar hazır değilse toprak altında kalması koruma açısından daha faydalıdır. Belkıs/Zeugma’da ayrıca, nerede kazı yapılması gerektiği bilimsel yöntemlerle saptanmalıdır, yani seçilen yere göre, çalışılacak ilk üç-beş yılda hiçbir görsel güzelliği olan kültür varlığı çıkmayabilir. Ayrıca, antik kentin içinde yer aldığı Fırat Vadisi’nin sahip olduğu killi-marn karakterli yapı taşlarının, Belkıs/Zeugma yapılarında da kullanıldığı göz önüne alınırsa, kazı sonucunda ortaya çıkması muhtemel yapı kalıntılarının restorasyon ve korunmaları için büyük meblağlar gerekebilecektir. Gene aynı taş yapısından dolayı, aşınma ve dağılma sebebiyle hiçbir zaman Efesos gibi yapıları ayakta kalmış bir antik kent beklenmemelidir. Efesos’un bu kadar ayakta kalmış olmasının bir sebebi de, Bizans iskânına maruz kalmamış olmasıdır. Belkıs/Zeugma ise, M.S. 11. yy’la kadar Bizans iskânı görmüştür. Bunun bir diğer anlamı ise, her yeni Bizans yapısı inşa edilirken en az birkaç Roma dönemi yapısının dağıtılmış olmasıdır. Belkıs/Zeugma’da yapılması planlanan kazı çalışmalarına bu bilinçle ve önşartlarla yaklaşılmasının antik kentin selâmeti bakımından faydalı olacağını düşünüyorum.

6. Belkıs/Zeugma’yı bekleyen en büyük tehlike, kanaatimce kaçakçılardan çok, bilinçsizce yapılacak modern müdahalelerdir. Turizmden beklenen kazançların göz kamaştırıcı olarak algılanması, aşırı beklentiler, bölgenin turist potansiyeli ve kapasitesi iyi etüd edilmeden yapılan aceleci faaliyetler, siyasî şov aracı yapılan çalışmalar ve politik yatırım düşünceleri bir antik kent için fecaat derecesini bulan çıkarcı ve yıkıcı yaklaşımlar olup, bu türlüsü en büyük tehlikedir. En bariz örneği ise Antalya’daki Side antik kenti olup, ticarî yapılanmalar arasında koskoca antik kent bugün âdetâ kaybolmuş durumdadır. Bu pencereden baktığımızda, Belkıs/Zeugma antik kentine turizme hizmet amacıyla yapılan ve Koruma Kurulu’nun onayladığı plânın da dışına taştığını tahmin ettiğim tesisin yapım safhasında, meselâ hemen yanıbaşında baraj suyu dururken birkaç kilometre uzaktan, üstelik ören yerini boydan boya su yolu için kazarak su getirilmesi gibi durumlar, olaya sadece turizm ve siyaset penceresinden bakıldığında meydana çıkabilecek olumsuzlukların şimdiden küçük bir habercisidir. İnşaallah bu konuda ben yanılıyorumdur. Gene de korkum, Belkıs/Zeugma’da turizme kurban edilecek yaklaşımların zaman içinde oluşmasıdır.

7. Belkıs/Zeugma’da arkeolojik kazı yapmak için bilimsel yöntemlerle de olsa her zaman sebep veya bahane bulmak mümkün olabilir. Ancak her durumda, arkeologların ve bilim kurumlarının fikri alınmalı ve uygulanmalıdır. 2000 yılında olduğu gibi yurt dışından eleman getirmek ancak, yabancı finansörün isteği ve acil durumlar için geçerli olabilir. Ancak, söz konusu acil durum ortadan kalkmıştır ve zamana yayarak kontrollü ve temkinli normal bilimsel kazıların zamanıdır. Bunun için dahî, yurt dışından getirilecek hiç kimseye ihtiyaç yoktur. Türkiye Müzelerinde çalışan uzmanlar ve Türk Üniversitelerindeki bilim adamları böyle çalışmalar için çok çok yeterlidir. Türkiye’de, batı ile başabaş giden hatta batının önüne geçilmiş olan tek bilim dalının arkeoloji olduğu unutulmamalıdır. Bu bağlamda, ne istediği ve ne düşündüğü çok açık belli olmayan sponsor kurumlara, onların kaprislerine ve Kültür Bakanlığını dahi muhatap almayan küçümseyici tavırlarını çekmeye hiç gerek yoktur. Zaten, herhalde bu konular tam açıklığa kavuşmadığı için Kültür Bakanlığı’nın yabancı sponsor konusundaki çekinceleri devam etmektedir.

8. Bir diğer önemli konu ise, gerek muhtemel kazılar sırasında ve gerekse örenyerinin bu günkü durumunda, kesinlikle gezi güzergâhı belirlenmeden antik kente ziyaretçi alınmamalıdır. Bu bağlamda, Müze Müdürlüğü’nce derhal bir gezi güzergâhı belirlenmeli ve arazide işaretlenmelidir. Örenyerinde güvenliği sağlamak üzere mutlaka görevli konulmalı, bu görevliler, en çok bu hususta dikkatli olmalı ve güzergâh dışına çıkılmaya kesinlikle müsaade etmemelidir. Kontrolsuz ve gezi alanı dışındaki geziler, ziyaretçiler veya ziyaretçi görüntüsü altında gelenler, kaçak kazılara, hatıra amacıyla iyi niyetli de olsa ören yerinden keramik veya mozaik parçaları almaya, taşların üzerine isim kazımak gibi çeşitli tahriplere yol açacağı gibi, aslında pek önemsenmeyen fakat fark edildiğinde büyük boyutlara ulaşmış olduğu görülen, turistlerin kontrolsüz ayakkabı ve adım erezyonudur. Bu yüzden gezi yolu da iyi belirlenmeli, gerekiyorsa mucur dökülerek kültür toprağı üzerinde tabaka oluşturulmalıdır.

9. Belkıs/Zeugma’da bugün ziyaretçiler için bazı işler yapmak mümkündür. 1992’de çalışılan villanın kazısı fıstık ağaçları satın alınamadığı için tamamlanamamıştı. Birkaç ağacın satın alınmasını takiben villanın odalarının yarım kalmış kazıları tamamlandığında, birçok unsuru tamam olduğundan, bir restorasyon projesi hazırlanıp, çok fazla harcama yapmadan bu villayı ayağa kaldırmak mümkündür. Bu işlem tamamlandığında, ortaya hem gezilecek mekânlar çıkacak ve hem de kapalı mekânda hazırlanacak belgesel malzeme (kazının safhalarını gösteren resimler- Belkıs/Zeugma’nın tarihçesi- kazılar hakkında genel bilgiler-buradan çıkarılmış eserlerin fotoğrafları gibi) ile küçük bir doküman müzeciği hazırlamak mümkün olup, böylece Belkıs/Zeugma’ya kadar gelmiş olan turistlere antik kent hakkında bilgi verecek bir merkez oluşacaktır. Bu husus ciddî ele alınırsa oldukça kısa zamanda hazırlanabilir.

10. Son zamanlarda sık sık Belkıs/Zeugma’da, yakın çevresinde veya Nizip’te antik kentten çıkmış olan mozaiklerin ve eserlerin sergileneceği bir müze yapılması gerektiğinden bahsedilmektedir. Öncelikle Belkıs/Zeugma gibi bir örenyerinde, kazıların en az dörtte üçü tamamlanmadan bir örenyeri müzesi düşünülmemelidir. Müzeler, bir çok kişinin düşündüğü gibi sadece sergi salonları olmayıp, günümüzde bir bilim dalı hüviyeti kazanmış olan müzeoloji ışığında çalışan, depoları, atölyeleri, araştırma birimleri, dokümantasyon birimleri, belgeleme birimleri, bilimsel kitaplıkları, didaktik teşhir ve tanzim üniteleri olan devamlı araştırma ve kendi kendini yenileme halindeki bilim kurumlarıdır. Takdir edilir ki, bu kabil bilim kurumlarının Nizip’te veya bir köyde yahut da örenyeri içinde bu şekilde çalışmaları mümkün değildir. Ülkemizdeki birkaç örenyeri müzesi bu sebepten adeta donmuş durumdadır. Aslında, İtalya’daki Pompei’de olduğu gibi, kültür varlıklarını ait oldukları yerde ve kendi ortamları içinde sergilemek en ideal olan yöntemdir. Fakat, ancak kazıların tamamlanmış olması, restorasyonların bitirilmesi ve güvenlik önlemlerinin tam olarak alınması ve düzenlenmesinden sonra ziyarete açılabilir. 1992 yılında bulduğumuz Dionysos mozaiğini mimarîsi ile birlikte yerinde koruduğumuz için İCOM (uluslar arası müzeler birliği) tarafından birçok övgüler almıştık. Ancak, şartların hızla değişmesi sonucunda güvenlik önlemlerine rağmen bir bölümünün çalınması önlenemedi. Belkıs/Zeugma antik kentinin gözlem altında olabilecek müsait bir yerinde hazırlanacak bir bölümde, ancak oradaki kazısı bitirilmiş binalara ait sütun ve sütun parçaları, başlıklar, süslü taş mimarî parçalar gibi taşınmaz kültür varlıkları, yağmur ve güneşten korumak amacıyla geçici bir sundurma altında teşhir edilebilirler.

11. Sonuç olarak Belkıs/Zeugma, kazı sebepleri ve gereklerine göre lüzum hasıl oldukça, ne istendiği bilinerek, neyin amaçlandığı belirlenerek ve bu konudaki inisyatif sadece arkeologlara ve müzecilere bırakılarak, Türkiye şartları içinde (Kültür Bakanlığı örenyeri gelirleri bile bunun için yeterli olabilir, hatta Gaziantep İli içindeki müze ve örenyeri gelirleri sırf bu amaç için Gaziantep Valiliği’ne bırakılabilir) veya yerli sponsorlar desteğinde çalışılmalıdır. Bugün ancak yüzde onbeş-yirmisi açığa çıkarılmış olan Efesos antik kentinin, yaklaşık 130 yıldan buyana kazıldığını unutmamak gerekir.

Başarı dileklerimle

Yrd. Doç. Dr Rifat ERGEÇ
Arkeolog

Zeugma Araştırmaları 1994-1999

“1992 – 1999 / 2000 BELKIS / ZEUGMA”

ÇALIŞMALAR, ARAŞTIRMALAR VE KAZILAR

(Arkeoloji ve Sanat Dergisi sayı: 98, 2000′ de yayınlanmıştır.)

Yrd. Doç. Dr. Rifat ERGEÇ[1]
Gaziantep Üniversitesi

Fen-Ed. Fak. Arkeoloji Bölüm Başkanı

Bölge ile ilgili olarak yapılan ön araştırmalar:

  • 1989 yılında Kültür Bakanlığı, GAP çerçevesine giren baraj alanlarından etkilenecek taşınmaz kültür varlıklarının tesbit edilmesi için ekipler oluşturdu. Bu ekiplerin yaptığı çalışmalar sonucunda, Gaziantep bölgesindeki 5 barajın gölü altında kalacak arkeolojik yerleşim yerleri tesbit edildi. Adana KTVK Kurulunun 23.01.1990 gün ve 514 sayılı kararında da bu yerlerde acilen bilimsel kazıların başlatılması Kültür Bakanlığına tavsiye edilmekteydi. Söz konusu yerler hakkında 1998 yılında Gaziantep Müzesi ayrıca, Gaziantep ilinde inşa edilecek olan 6 barajın sularından etkilenecek taşınmaz kültür varlıklarını ve durumlarını tesbit ederek bir rapor hazırladı. Ayrıca, G. Algaze ve ekibinin yapmış olduğu daha detaylı bir bilimsel araştırmada[2] da 40’dan fazla arkeolojik yerleşim alanı belirlenmişti.
  • Zeugma aslında, antik bir harita olan Peutinger Levhasından dolayı eskiden beri Fırat kıyısında olduğu bilinen, fakat kesin yeri belirlenemeyen bir antik kenttir. 20. yüzyılın başlarında, Karkamış’ta kazı yapan ekibe bir süre için katıldığı bilinen İngiliz Casusu Lawrens’in veya aynı gruptaki bazı kişilerin hem British Museum’a eser temin etmek ve hem de kendi çıkarları için (bu olaylar yakınlarda yayınlanan bir anı kitabındaki mektuplardan detaylı olarak öğrenilmektedir) başlamasına sebep oldukları kaçak kazı ve eser kaçakçılığının ardından, bölgede araştırma yapan bilim adamlarınca Zeugma’nın Belkıs köyü yakınındaki örenyeri olabileceği düşünülmüş ve soru işareti ile anılmıştır. Numizmatik araştırmaları ve kitabeler ile diğer yazılı kaynakları dikkate alarak yapılan ve biri 1974[3], diğeri 1976[4] yıllarında tamamlanan iki doktora çalışmasından sonra Belkıs köyündeki antik kent kalıntısının Zeugma olduğu artık daha bir kesinlikle ifade edilmeye başlanmıştır.
  • 20. yüzyılın başlarından, fakat özellikle de 60’lı yıllardan itibaren çevre köylülerce eski eserin para ettiğinin öğrenilmesi üzerine örenyeri adeta köstebek yuvasına dönmüş, hatta çevre köyler kendi kaçak kazı çalışma alanlarını belirlemişler ve topyekun bir talana başlamışlardır. Nizip’te üslenen tacirlerin de, Belkıs’dan çıkan eserlerin yurt dışı pazarlamasını yaptıkları bilinmekte ve çevre halkı tarafından anlatılmaktadır. Belkıs harabelerinin köy yolları güzergahından bir hayli içeride ve gözden uzak olması ve akropolün tepesinin tüm çevreye hakim olan topografyasının bir gözetleme kulesi gibi kullanılarak önlem alınması sebebiyle bu kaçakçılar rahat bir çalışma ortamı bulmuşlardır. Çıkarılan eserlerin ise tamamına yakınının yurt dışına gittiği tahmin edilmektedir. Bu kadar yoğun kaçak kazının yapıldığı bu örenyerinde, toprak üzerinde yok denecek kadar az kalıntı görülmektedir. Yüzyılların biriktirdiği toprak dolgu yer yer 10 metreyi bulmakta, fakat kentin tümünde ortalama 6-8m civarında görünmektedir.. Bölgenin killi-kireçli toprak yapısının basınca karşı nisbeten sağlam bir yapı oluşturduğunu keşfeden kaçakçılar uzunluğu yüz metreleri aşan tüneller açmışlar ve ilk etapta iyi etüd ettikleri ev planlarına göre, her evde mutlaka birkaç tane olduğunu bildikleri sarnıçlara ulaşmayı hedeflemişlerdir. Sarnıca ulaşan kaçakçı ekibi ise bir çalı kümesi ile tünelin ağzını kamufle etmiş ve yanında getirdiği erzak ve bataryalı el fenerleri ile günlerce, belki de haftalarca tunelden dışarı çıkmadan geceli gündüzlü çalışma imkanını bulmuş, kazdığı toprağı ise sarnıçlara doldurmuştur. Böylece toprak üstünden hiç fark edilmeden, yer altında çalışan bir sistemle Zeugma seneler boyunca soyulmuş, kimse de bunun farkında olamamıştır.

Kazılar ve Bilimsel Çalışmalar:

  • 1987 yılında ilk kez, kaçakçıların yarım bıraktığı iki mezar odasında Gaziantep ve Malatya Müze Müdürlükleri birlikte bir kazı yapmışlar ve oldukça derinde bulunan mezar odalarından mezar heykeltraşlığına ilişkin önemli eserler bulmuşlar fakat her zamanki gibi malî nedenlerden dolayı sonraki senelerde kazıya devam edememişlerdir.
  • 1992 yılında, Belkıs örenyeri bekçisinin haber vermesiyle müze uzmanlarının yaptığı tesbitte, bir kaçakçı tünelinin iç kısmında ve tabandaki dar alanda insan figürlü bir mozaiğin görülmesi üzerine, bu mozaiği kaldırıp müzeye taşımak amacıyla Gaziantep Müze Müdürlüğünce bir kazı başlatılmıştır[5]. Ancak işin hemen başlarında mimari unsurların belirmesiyle yöntem değiştirilerek kazıya devam edilmiş ve sonuçta bir Roma villasının en önemli odası olan tabliniumu ile atriumun bu kenarda genişletilmiş olan galerisi ortaya çıkarılmıştır. Her iki mekanın tabanında da son derece güzel figüratif ve geometrik desenli mozaikler bulunmaktaydı. Figürlü mozaikte Dionysos’un Ariadne ile düğünü sahnesi 10 figürden oluşan bir pano halinde tasvir edilmişti. Geometrik desenli panoya ise, alternatifli olarak saç örgüsü ve farbela desenleri arasındaki çarkıfelek motiflleri işlenmişti. Mozaiklerin, mimarisi ile birlikte korunmaları ve teşhir edilmeleri müzecilik ve Türkiye’nin dışardaki imajı açısından bulunmaz bir fırsattı. Zeugma antik kentine ait devlet kurumlarınca ele geçirilen ilk orijinal malzeme olan bu villa ve mozaiklerinin, bulunduğu yerde sergilenmesinin bilimsel olduğu kadar turistik açıdan da önemi büyüktü ve taşınmaz eserlerin bulundukları yerde korunmaları da öncelikle bir yasa gereği idi. Ayrıca, bir önemli husus daha vardı ki, o da şimdiye kadar Belkıs’dan bulunup kaçırıldığı söylenen, ancak söylentiden öteye gitmeyen ve niteliği bilinmeyen eserlerin çevre halkı tarafından görülüp tanınmasıydı. Nitekim, 7.50m X 3.75m ebadındaki Dionysos mozaiğini hayran hayran seyreden köylülerin, Belkıs’tan kaçıldığı söylenen malların böyle eserler olduğunu öğrendiklerinde kaçakçılara okudukları lanet ve bu eserleri sahiplenme duygusu, eski eser bilinci açısından en önemli kazançtı.
  • 1992 yılından itibaren Gaziantep Müzesince başlanan çalışmalara, 1993 yılında David Kennedy ve ekibi de katıldı, fakat onlar ancak iki hafta müze ile birlikte çalışabildiler. Bu onbeş günlük çalışma sonucunda, iki önemli parçası 1960’lı yıllarda kaçırılarak ABD’ de Houston kentindeki Menil Collection’a götürülmüş bulunan Metioxos-Partenope[6] mozaiğinden geriye kalan çerçeve parça bulundu ve bunun ait olduğu villanın bir kısmı ile terası temizlendi.
  • Bu sırada mozaiğin ünü her tarafta duyulmaya başladı, halk akın akın görmeye geldi ve bazı hanımlar mozaikler üzerindeki antik desenleri el işlerinde kullanacak kadar benimsediler. 1993 yılındaki kazıda[7], daha önce bir kenarındaki üç sütunu bulunmuş olan atrium’un tamamı açılarak villa alanı genişletildi.
  • O günlerde ilk kez, burada bir barajın yapılacağı rivayetlerden öte ciddi olarak ifade edilmeye başlandı. 1994 yılında Ankara’daki uluslararası Kazı Sonuçları Sempozyumunda Belkıs/Zeugma’ya ilgi çekmek amacıyla Gaziantep Müze Müdürlüğü tarafından bir stand hazırlanarak Fırat’ın her iki kıyısında su altında kalması muhtemel arkeolojik alanların fotoğrafları ile, üzerinde bu yerlerin işaretlendiği topografik bir harita sergilendi ve sempozyuma katılan bilim adamları bilgilendirilerek bölgede çalışma yapmaları için çağrıda bulunuldu. Ayrıca, daha fazla bilgi edinmek isteyenler için Gaziantep ve Şanlıurfa Müzelerinin telefon ve faks numaraları da panolarda ilan edildi. O sempozyumun açış konuşmasında Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürü[8], Birecik Barajının gündemde olduğundan bahisle su altında kalacak olan arkeolojik yerlerde çalışma yapmaları için tüm bilim adamlarına çağrı yaparak davette bulundu ve isteklilere Kültür Bakanlığınca destek verileceğini de ilan etti.
  • Gaziantep Müzesince aynı yıl yapılan kazılarda, kuzey yamaçta gene kaçakçı artığı bir villa terasında mevsimler mozaiğine ait parçalar bulundu müzeye kaldırıldı. 1994 yılında ayrıca, güney-doğu nekropolde önceden tahrip edilmiş bir mezar odasında heykeltraşlık eserleri, Şelte Deresindeki mezar odasında ise, bir lahit ile çok sayıda mezar steli ele geçti.
  • 1995 yılında, Belkıs/Zeugma’daki Roma Villasında bulunan Dionysos/Ariadne mozaiği, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından Uluslararası Kazı Sonuçları Sempozyumu posterine konu edildi ve bu yolla da tüm bilim alemince tanınması sağlandı.
  • Gaziantep Müzesinin yaptığı uluslararası çağrıya, ilk olarak 1995 yılında Fransa Nantes Üniversitesinden Catherine Abadie Reynal cevap verdi ve Gaziantep Müzesi ile birlikte çalışmak istediğini bildirdi. Bu talep, durumun aciliyeti nedeniyle tereddütsüz olarak kabul edildi. Çalışma alanının geniş olması ve başka ekiplerin de katılması ihtimali olduğundan, geniş kapsamlı bir protokol hazırlanarak 1996 yılında Müzenin kendi çalışma sahasının[9] yanısıra Fransızlarla da birlikte, su altında kalacak bölümlere öncelik verilerek çalışılmaya başlandı[10].
  • Bu sırada, aynı zamanda Catherine Marro ile Aksel Tibet’in başkanlık ettiği bir başka Fransız ekibin katılımı ile de Horum Höyük’te çalışmalara başlandı[11]. Ayrıca, Şanlıurfa sınırı içinde olmasına rağmen Fırat’ın hemen karşı kıyısında yer alan ve Zeugma’nın adeta bir parçası olan ve daha çok Hellenistik özellikler gösteren Apameia kentinde de Fransız ekibin bir bölümü ile kazı ve araştırma çalışmalarına başlandı.
  • 1996 yılında, ilk kez fiilen başlayan baraj çalışmalarının gövde inşaatı hafriyatı sırasında mozaik parçaların görülmesi üzerine, baraj çalışmalarına müdahale edilerek durduruldu ve alan sorumluluğunu M. ÖNAL’ın yürüttüğü kazılar sonucunda Roma devrine ait bir hamam ile bir gymnasion ortaya çıkarılarak, elde edilen 36 parça mozaik pano müzeye taşındı. Hamamın ve gymnasion’un planları ve fotoğrafları alınarak belgelendi[12].
  • 1997 yılında, Zeugma’da Müze ile birlikte çalışan ekiplere bir de Martin Harmann’ın başkanlık ettiği İşviçreli ve Alman arkeologlardan oluşan Lejyon Kampı araştırma ekibi eklendi. Farklı zamanlarda olmak üzere, uydu fotoğrafları ile yola çıkan bu ekiple de çalışıldı ve ilginç sonuçlar elde edildi. Aynı yıl Gaziantep Müzesi, gerek villadaki ve gerekse Fransızlarla yapılan rutin ortak kazılara da devam etti.
  • 1997 yılında ayrıca, Baraj seddinin önünde olmasına rağmen kil ariyet ocağı içinde kaldığından çalışmalardan etkilenecek olan bir nekropol alanında Gaziantep Müzesi kazı çalışması başlattı. Alan sorumluluğunu K. SERTOK’un yürüttüğü alanda, M.Ö. 3000 yıllarına, Eski Bronz Çağına kadar giden bir mezarlıkta çalışıldı ve 312 adet mezar temizlenerek, bölgenin tunç çağları için çok önemli bir bölümü aydınlatılmış oldu. Fırat Nehrinin batı kıyısındaki bu en büyük Tunç Çağı mezarlığının verdiği bilgiler ile buluntuları dahi tek başına, barajın yaptığı bilimsel tahribatın büyük bölümünü karşılayacak değerdedir.
  • 1998 yılındaki çalışmalarda, mevsimin sonuna doğru Gaziantep Müzesinin kendi çalışma alanında bulunan mozaiklerin çok zor çalışma şartları içermesi yüzünden 1998-1999 kış aylarında aralıksız çalışılarak, şehrin alt bölümlerine ait önemli bilgiler ile Akratos ve Çingene Kızı Mozaiği gibi önemli ve güzel buluntular ele geçti. Bunlarla birlikte kazılan bir arşiv binasından da, antik dünyaya ait daha eşine rastlanmamış sayıda 64.000 civarında mühür baskısının ele geçmesi Zeugma’nın önemini ortaya koydu[13].
  • 1999 yılında arşiv binasındaki kazıların yanısıra, gene şehrin alt kesimine ait bir binadan, üstteki toprak birikintisi nedeniyle çok zor şartlarda bir Dionysos başı ile büyük boy bir pano halinde Okeanos ve Tethys’i deniz hayvanları ile birlikte tasvir eden mozaikler çıkarılarak müzeye taşındı.
  • 1999 yılının ayları sonunda Fransız ekibin de gelmesiyle başlayan rutin kazı çalışmaları sırasında tesadüfen[14] bulunan duvar taşlarının araştırılması sonucunda ikiz villalardan birisi bulunmuş ve iki adet mozaik çıkarılmıştır. Kazı mevsiminin sona erdiği gerekçesiyle çalışmasını bitiren Fransız ekip ülkesine dönmüş, fakat Gaziantep Müzesi uzmanları çalışmaya devam etmişlerdir. 1999 Ekim ayından beri aralıksız devam eden çalışmalar sonucunda iki büyük villadan sanat değeri yüksek mozaikler, ilk kez geniş ve tam parçalar halinde freskler, bronz heykeller çıkarılmıştır.
  • Bu villaya kaçakçı eli değmemiş olması bir şanstır ve bugüne kadar Zeugma’dan nelerin kaçırılmış olabileceğine de iyi bir örnektir.

Sonuçlar ve Bu Gün Gelinen Durum:

Belkıs/Zeugma’daki son durum üzerine, gerek yerli ve gerekse yabancı basın organlarının anlamsız bir şekilde abartarak bilinçsiz ve bunun sonucunda da acımasızca yorumladığı ve izleyicilerine aktardığı olaylar, yukarıda anlatıldığı şekilde başlamış ve gelişmiştir. Sanırım bu bilgilerden sonra daha insaflı ve itidalli olarak konuya yaklaşılır.

Yukarıda anlatılanların ışığında bu sürecin bir kısmını yaşayan bir arkeolog ve belirli bir dönemde müze müdürlüğü yapmış birisi olarak vardığım sonuçları ve yorumları duyarlı kimselerle paylaşmak ve onları aydınlatmak istiyorum.

1. Zeugma özellikle batılılar tarafından, Lawrens ve kaçakçı ekibinin Avrupa’ya kaçırdığı eserler dolayısıyla yaklaşık 80-90 yıldan bu yana bilinmekte ve tanınmaktadır.

2. Zeugma’dan kaçırılmış olan eserler batı müzelerinde ve özel koleksiyonlarda yer almaktadır.

3. 1992 yılında Gaziantep Müzesi tarafından kaçak kazılara karşı başlatılan kurtarma çalışmaları, barajın gündeme gelmesiyle uluslararası boyuta taşınmış ve tüm bilim alemine çağrı yapılmıştır.

4. Bu çağrının duyulması üzerine bir kısım yabancı ekipler Gaziantep Müzesinin çalışmalarına katılmışlardır.

5. Bu ekiplerle Zeugma antik kentinin, barajın maksimum su kotu olan 388 kotu ve altındaki bölümlerinde birçok çalışmalar yapılmış ve antik kentin, surları-kanalizasyon sistemi – sokak / cadde yapısı-atelyeleri-sivil konutları-meydanları – günlük kullanım eşyaları – kentin sanat düzeyi ve sanat eserleri – askeri kampa ilişkin bilgiler – hamam yapısı – gymnasion yapısı -antik yolları – su yapıları – nekropolleri – mezar odaları – ölü gömme adetleri ve el sanatları gibi hususlarda çok önemli bilgilere sahip olunmuştur.

6. Tüm antik kent alanında yaklaşık 5-6 bin metrekare alanda kazı ve araştırma yapılmış, tüm bilgi ve veriler belgelenmiştir.

7. Son bulunan iki villa tamamen tesadüf eseridir ve bahçe sahibinin kamulaştırma ücretini aldıktan sonra diğer bahçe sahipleri gibi beklemeyip ağaçlarını kesip, ağaç köklerini çıkarması sonucunda bulunmuştur. Bütün alanın İstanbul Boğazı yalıları gibi sıra konaklar tarzında bir yapı yoğunlaşması göstermesi beklenmemeli ve kentin iskan alanının tümü araştırılmalıdır. Uzun zaman ulusal ve uluslarası medyaya konu olan bu olayda bir çok tesadüfün bir araya gelmesi kadar, kazı alanını birkaç ay sonra devam etmek üzere terk edip giden Fransız ekibi beklemeden durumun aciliyetini kavrayarak derhal müdahale edip kazıya devam kararını alan Gaziantep Müze Müdürlüğünün insiyatifi ve mesleki sorumluluk anlayışı da son derece etken ve takdire şayandır.

8. 1992 yılından beri yapılan yayınlar ve sunulan görsel malzeme, verilen konferanslar, slayt gösterileri ve dökümana rağmen Zeugma’ya medya dahil tüm kesimlerin gerekli ve yeterli ilgiyi göstermedikleri bir gerçektir. Hatta aynı duyarsızlık, 1998 yılı Haziran ayında üçte ikisi çalınan Dionysos mozaiği ile ilgili olarak gereğince yapılmayan yayın ve duyurularda da kendini göstermiştir.

9. Son verilere göre, Fırat’ ın antik dönemdeki taşkın sahası ve sellerle en yüksek su kotu da hesaba katıldığında tüm antik kentin yaklaşık beşte biri baraj gölünün suları altında kalacaktır. Bu kesimin zaten önemli görülen yerlerinde kazı çalışmaları yapılmış ve önemli bilgilere ulaşılmıştır. Zeugma’da halen yapılmakta olan kazılar, çok hızlı hareket edilmek durumunda kalınan kurtarma kazıları olmasına rağmen bilimsel olmak zorunda olan kazılardır. Fakat ille de mozaik çıkarmayı veya bronz heykel bulmayı amaçlayan kazılar olmamalıdır. Bilimsel olarak kazılmasına karar verilen yer kazılır, mozaik veya heykel çıkar veya çıkmaz, fakat oradan arkeolojik bilimsel veriler elde edilir, yorumlanır ve bilim alemine sunulur. Önemli olan da budur.

10. Haziran 2000 sonunda baraj suları yaklaşık olarak 373 kotuna ulaşarak ikiz villalar alanını ve şehirin aynı kottaki kıyı bandını kaplayacaktır. Göründüğü kadarı ile, her iki villada da arkeolojik olarak yapılabilecek olan hemen her şey yapılmış ve belgelenmiştir.

11. Bundan sonra yapılacak olan ise, muhtemelen Ekim ayı sonuna kadar 373 kotu civarında bekleyecek olan su çizgisi ile maksimum su kotu olan 388 kotunun arasında kalan kesimde, burada çalışmak için müracaatta bulunan ekiplerin koordine edilmesi ile uydu fotoğrafları, sonar sistemleri, jeo-manyetik araştırma metotları gibi teknolojik imkanların yardımı ile şehrin limanla bağlantılı bu önemli kesimindeki yol şebekesi, eğimli topografyanın nasıl düzenlendiği, teras sisteminin nasıl yerleştirildiği ve bağlantıların nasıl gerçekleştirildiği, rampalar veya merdivenlerin kullanılıp kullanılmadığı gibi şehir unsurlarını anlamaya yönelik çalışmaların yapılması ve gerekiyorse sondaj kazılarıyla verilerin teyid edilmesi gibi bir yolun izlenmesi gereklidir. Fakat kesinlikle mozaik veya heykel arama kazısı yapılmamalıdır. Çünkü bunun sonu yoktur. Bu bağlamda Efes örneği göz önündedir.

11. Efes’deki kazılar bilindiği gibi 100 yıldan fazla bir zamandan beri devam etmektedir ve şimdiye kadar açılan alan tüm kentin yüzde onbeşi civarında çok küçük bir bölümüdür. Zeugma’da 373 kotu ile 388 kotu arasında kalacak olan ve acilen kazılması beklenen kısım ise Efes’in bugüne kadar açılmış olan kısmına yakındır. Yani, Efes’de 100 yılda yapılmış olan bir çalışma, üstelik de eğimli, çalışması oldukça zor ve yapı taşı çürük bir alanda yapılmak zorundadır. En iyimser tahminle bile, bilimsel olmak kaydıyla söz konusu alanın arkeolojik kurtarma kazısının en az 5-6 yıl süreceğini hesaplamak zor değildir. Eğer bu süre sağlanabilirse arkeologlara ve arkeolojiye ne mutlu. Arkeolog olarak insanın içi kan ağlasa da, bu gün varılan durum göz önüne alındığında gerçekçi olmak zorunda kalındığının bilincinde olmak gerekmektedir.

12. Medyanın son iki-üç aydan beri kopardığı yaygara ibretle izlenmektedir. Ciddi ve sorumluluk sahibi olan kuruluşların haberleri ne yazık ki geniş kitlelere ulaşamıyor ama, sansasyonel haberler “Pompei” benzetmesi gibi gülünç sonuçlara varabiliyor. Bu felaket tellallığı haberleri üzerine, eline biraz para alan yerli-yabancı kişi veya kuruluşların Zeugma’ya yardıma geldiklerini belirttikleri gözlenmektedir. Hattta bazı yabancılar kültür katliamına dur demeye geldiklerini iddia ediyorlar. Olayı hemen siyasi boyutlara çekmeye meyilli insanları hissetmemek mümkün değil. 1991’de Körfez’deki naklen savaştan sonra bir de naklen arkeolojik kazı ve naklen baraj suyu yükselmesini de seyrettik televizyonlardan. Gaziantep ve Belkıs’da bir curcunadır gitmektedir. İş adamlarının temsilcileri, kurumların yetkilileri, bu vesileyle kendilerini göstermek isteyen siyasiler, bürokratlar, kendini önemli göstermek için bu günleri fırsat bilen küçük adamlar, ilgili-ilgisiz kimseler, teknoloji transferi teklif edenlere, internet ortaklığı önerenlere kadar ciddi veya gayri ciddi birçok kimse Gaziantep’e üşüşmüş ve yapılacağı duyulan maddi yardımlardan ve pastadan pay kapmak peşinde. Arkeolojik kazılarda ve kurtarma çalışmalarında hiç de alışık olunmayan ve son derece yadırganan bu durumlar, ister istemez izlenmek zorunda kalındığından üzüntü verici olarak değerlendirilmektedir.

13. 1992′ den beri bu olayın içinde yaşayan ve neredeyse avazım çıktığı kadar Belkıs diye bağırmış olan ben, bir türlü “işte bunlar cenaze kaldırmaya gelen uzak akrabalar, muhtemelen mirastan da pay isteyecekler” diye düşünmekten ve için için ama acı acı gülmekten kendimi alamıyorum.

14. Eğer bu olayda bir geç kalmışlık, bir umursamazlık, bir ihmal, bir ilgisizlik varsa ve bugünkü kargaşanın da sebebi buysa, bunda Gaziantep Müzesinin dışındaki tüm kurumların az veya çok vebali söz konusudur. Çünkü eğer, bir bilim adamı veya bir bilim kurumu çıkıp da ben falanca yerde arkeolojik çalışma yapmak istiyorum demezse ve çalışmalar çeşitli yardımcı kuruluşlarca da desteklenmezse Kültür Bakanlığına bu konuda yapacak fazlaca bir iş de kalmamaktadır. Fakat Kültür Bakanlığı şimdiye kadar, en azından Gaziantep Müzesinin binbir zahmetle yürütmeye gayret ettiği bu çalışmaların arkasında olduğunu da dışardan izleyen herkese hissettirecek davranışlarda bulunmalıydı.

15. Aslında Belkıs/Zeugma, Birecik Barajı inşaatından dolayı tam bir şanssızlık yaşamaktadır. Öncelikle daha DSİ projesi iken baraj seddinin Halfeti civarında düşünüldüğü dönemde dahi adı Belkıs Barajı iken, Belkıs’ın burnunun dibine yapıldığında ise, hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen adının Birecik Barajı konulması ve barajın inşaat ve işletme şeklinin, bu sonuçlara varılmasına sebep olan yap-işlet-devret modeline aktarılması da siyaset ilminin bir sonucu olsa gerektir. Fakat, Türkiye’de eski eser kavramı, korumacılığı ve uygulaması buradakinin çok çok ötesindedir. Daha 1969’larda başlayan Keban Projesi ve takip eden Karakaya çalışmaları bu konuda Ülkemizin yüz akı olan dünya çapında projelerdir. Zeugma’daki şanssızlık ise, yap-işlet-devret modelinin ilk kez burada tatbik edilmesidir. Çünkü, bu konuda karar verenler, herhalde daha önce hiç baraj yaptırmamışlardı. Eğer DSİ işin içinde olsaydı, Keban, Karakaya, Tahtalı gibi barajların tecrübesiyle ve şimdi de Karkamış Barajında olduğu gibi kültürel alanda yapılması gereken çalışmalardan haberdar olduğundan bunları ön plana alır ve projeye koyardı. GAP ile ilgili uygulama projelerinde de kültürel başlıkların altlarının hemen hemen boş olması, bu konulara verilen veya verilmeyen önemin bir göstergesidir. Birecik Barajı adının duyulmasından sonra en az birkaç yıl görüşüp bilgi alacak muhatap bulunamaması ve ilgililerinin kim olduklarının, kaldıkları otelin sahibinden tesadüfen öğrenilerek irtibata geçilebilmesi de bunun bir göstergesidir. Tabii ki, Keban gibi bir Zeugma Projesinin başlatılamamış olması büyük bir eksikliktir, ancak önümüzde dağ gibi duran bir ibret abidesidir, gitgide de büyümektedir. Bu kargaşada, Gaziantep Müzesi adeta Don Kişot gibi öne çıkmış devlerle savaşmıştır. Şimdi gelinen durum göz önüne alındığında iyi de etmiştir. Çünkü, bir taşra müzesinin boyutunu çok aşan ve sadece özveriye dayanan üstün bir çalışma örneği verilerek bu noktaya gelinmiştir. Tüm emeği geçenleri kutlamak gerekir.

16. Dünya kamuoyu önünde bugün gelinen çizgi belki üzücüdür fakat, Gaziantep Müzesinin 8 yıldan beri haykırdığı Belkıs/Zeugma konusundaki haklılığın ortaya çıkması açısından da bir nebze olsun sevindiricidir.

17. Fakat iki husus vardır ki, neredeyse tüm bu kayıpları unutturacak kadar güzeldir. Önce, hiçbir bağlayıcı sözleşme maddeleri olmadığı halde başından beri tüm konulara duyarlı davranarak kazı ekiplerinin işçi, iaşe ve ibate giderlerini karşılayan, teknik donanım ve makine ihtiyacını gideren Birecik A.Ş.’ye sayın Yüksel ONARAN’ın nezdinde ve sonra da, Gama-Philipp Holzmann-Strabag İş Ortaklığına sayın Nurettin DEMİR’in nezdinde insancıl yaklaşımlarından dolayı teşekkür etmek, yerine getirilmesi gereken bir borçtur. Benzer kuruluşlara da örnek olmasını temeni ediyoruz.

18. Bundan daha önemlisi ise, tüm kuruluşlara kafa tutarcasına dışardan hiçbir maddi yardım almadan Belkıs/Zeugma kurtarma kazılarının işçi, malzeme, teknik eleman, uzman ve konservasyon-restorasyon gibi tüm giderlerini, bir Valiliğin sınırını çok zorlayan konularda dahi büyük bir kararlılık ve özveri ile başı çekerek, İl Özel İdaresi ve İl Genel Meclisinin imkanlarını sonuna kadar kullanarak karşılayan, emsallerine çok güzel ve anlamlı örnekler veren Gaziantep Valisi Sayın Muammer GÜLER’in davranışıdır. Eğer bu anlayış ve sorumluluk tüm illere ve idarecilere örnek olur ve yaygınlaşırsa, yurt çapında Zeugma’da kaybettiğimizin çok daha fazlasını kazanmış oluruz. Özellikle de, eski eserlerimize ve hatta kalemize dahi küfür edenleri hatırladıkça.

19. Umuyoruz ki, bundan sonra baraj yapacak olanlar önce kendilerine göre seçtikleri yeri her alanda iyice inceletirler. Coğrafyası, jeolojisi ve jeomorfolojisi, florası, faunası, sosyal antropolojisi, tarihi, arkeolojisi, etnografyası, folkloru, mimarisi ve tüm ekolojisi vb. konulardaki bilimsel çalışmaları tamamlandıktan sonra ortaya çıkacak duruma göre sağlıklı karar verirler. Fakat, tüm bu ön araştırmalar ve sonradan gerekebilecek çalışmalar için lazım olan maddî ve aynî tüm imkanları hiç eksiksiz karşılarlar ve projeye koyarlar. İşte ancak o zaman, yani bu bilince tüm kurumlarda varıldığı zaman, Birecik Barajındaki Halfeti, Rumkale ve Zeugma ile tüm göl alanında yaşanan ve yaşatılanların diyeti ödenmiş olur.

20. Zeugma kenti, hayatta iken nasıldı ve neleri barındırıyordu tam bilinmez ama, idamına çeyrek kala mihenk taşı gibi bir görev üstlendi sanki, akı karayı ayırdetmemiz için bizlere ders verircesine.

ZEUGMA KONUSUNDAKİ DİĞER ÇALIŞMALAR

  • 1996 yılında Arsan Turizm ve Seyahat Acentası – Şahinbey Lions Kulübü ve Gaziantep Müzesi Derneğinin ortaklaşa yürüttüğü “Zeugma’yı Kurtarma Kazısına Destek Kampanyası” başlatılmıştı. Bu kampanyaya verdiği destek ile de Arsan Turizm ve Seyahat Acentası, ASTA Teşkilatı ve Smithsonian Magasine’in “Çevre Ödülü” yarışmasında dünya çapında 52 proje arasında yer alarak “Zeugma’yı ” kıtalar arası örgütlere tanıttı.
  • 1997 yılında Gaziantep Vakıf Koleji Öğrencileri Bir Destek Kampanyası başlatarak Ülkemizdeki tüm orta öğretim okullarına hazırladıkları broşürleri göndererek Belkıs/Zeugma’ yı tanıttılar ve Kurtarma Kazılarına yardım istediler.
  • “Zeugma – Belkıs Kurtarma Kazısına Destek Kampanyası Fizibilite Raporu 1997 ” Şahinbey Lions Kulübü tarafından, “Diyarbakır Sokak Çocuklarını Koruma Projesi” ile birlikte Türkiye’den iki proje olarak New York’daki Lions Genel Merkezine iletilmesine rağmen sıralamaya giremedi.
  • 1997 yılında Belkıs/Zeugma’nın tanıtımı için birçok kuruma Zeugma mozaiklerinin resimleri dağıtıldı. Aynı resimlerden oluşan anahtarlıklar yaptırıldı. Turistik belgeli yıldızlı otellere Zeugma resimleri içeren panolar konuldu. Destek kampanyasını duyurmak üzere kitap ayıraçları bastırılarak tüm kurumlar aracılığı ile her düzeye ulaşılmaya çalışıldı.
  • “PROJECT EUPHRATES (FIRAT 2) 1998 (Birecik ve Karkamış barajlarından etkilenecek kültür varlıklarının belgelenmesi-arşivlenmesi-değrlendirlmesi) ” Dr. Rifat ERGEÇ – Pascal LEBOUTEİLLER tarafından hazırlanarak sponsorluk için (UNESCO Türkiye Temsilciliği ve SUNA – İNAN KIRAÇ VAKFINA gönderildi, sonuç alınamadı.
  • 1997 ve 1998 yıllarında iki kez Gaziantep Müze Müdürlüğünce Birecik Barajı göl aynasında kalacak kültür varlıklarının belgelenmesi için bir proje hazırlanarak maddi katkı temini için GAP idaresine sunuldu, sonuç alınamadı.
  • Gaziantep Müze Dostları Derneğince, bir “Zeugma Kurtarma Kazıları Dosyası” hazırlanarak bilgilendirmek amacıyla etkili olabilecek birçok kişi ve kuruluşa ulaştırıldı…

KAZI EKİPLERİNİN YAPTIKLARI YAYINLAR:

MÜZE KURTARMA KAZILARI SEMİNERİ

* Rifat ERGEÇ, “Belkıs/Zeugma Mozaik Kurtarma Kazısı 1992” IV. Müze Kurtarma Kazıları Semineri s. 321-337, 1993 Ankara

* Rifat ERGEÇ, ” 1993-1994 Belkıs/Zeugma Kurtarma Kazıları” VI. Müze Kurtarma Kazıları Semineri, s. 357-369 1996 Ankara

* Rifat ERGEÇ,Belkıs/Zeugma Roma Villası” VIII. Müze Kurtarma Kazıları Semineri, s.407-417 1997 Ankara

* Rifat ERGEÇMehmet ÖNAL, “Belkıs/Zeugma Roma Hamamı ve Kompleksi Kurtarma Kazısı ” VIII. Müze Kurtarma Kazıları Semineri, s. 419-443 1998

ANATOLİA ANTİQUA

* Catherine MARRO, Aksel TİBET et Rifat ERGEÇ, ” Fouilles de Sauvetage de Horum Höyük (Province de Gaziantep):Premier Rapport Preliminaire “Anatolia Antiqua V, Paris, 1997 p.371-391

* Catherine ABADİE-REYNAL et Rifat ERGEÇ, ” Mission de Zeugma – Moyenne Vallee de L’Euphrate” Anatolia Antiqua V, Paris, 1997 p. 349-370

* Catherine ABADİE-REYNAL et Rifat ERGEÇ, ” Zeugma – Moyenne Vallee de L’EuphrateRapport Preliminaire de la Campagne de Fouilles de 1997 “Anatolia Antiqua VI, Paris, 1997, p.379-406

* Catherine MARRO, Aksel TİBET et Rifat ERGEÇ, Fouilles de Sauvetage de Horum Höyük (Province de Gaziantep): Deuxieme Rapport Preliminaire ” Anatolia Antiqua V, Paris, 1997 p. 349-378

* Catherine MARRO, Aksel TİBET et Rifat ERGEÇ, , ” Fouilles de Sauvetage de Horum Höyük (Province de Gaziantep): Troisième Rapport Préliminaire ” Anatolia Antiqua VI, Paris, 1999 p. 285-307.

* Catherine ABADİE-REYNAL, Rifat ERGEÇ et Eyüp BUCAK, ” Zeugma – Moyenne Vallee de L’Euphrate Rapport Preliminaire de la Campagne de Fouilles de 1998 “Anatolia Antiqua VII, Paris 1999, p.311-366

KAZI SONUÇLARI TOPLANTISI

* Catherine ABADİE-REYNAL – Rifat ERGEÇ, Zeugma ve Apameia 1996 Çalışmaları,

XIX. Kazı Sonuçları Toplantısı II, s.409-424 1997 Ankara

* Aksel TİBET-Catherine MARRO-Rifat ERGEÇ, “Horum Höyük 1997 Çalışmaları” XX. Kazı Sonuçları Toplantısı I, s. 219-240, 1999 Ankara

* Catherine ABADİE-REYNAL – Rifat ERGEÇ, “The Zeugma And Apameia Works 1997″ XX. Kazı Sonuçları Toplantısı II, s. 403-416, 1999 Ankara

* Martin HARTMANN-Michael A. SPEIDEL-Rifat ERGEÇ, “Roman Milıtary Forts At Zeugma” ” XX. Kazı Sonuçları Toplantısı II, s. 417-423, 1999 Ankara

* Catherine ABADİE-REYNAL – Rifat ERGEÇ, ” 1998 Zeugma Kurtarma Kazısı” 21. Kazı Sonuçları Toplantısı II, s. 249-258, Ankara 2000

DİĞER YAYINLAR

* Julian CRİBB, “The Ancient Digger” The Australian Magazine June 1993, s. 18-20

* David KENNEDY, “Zeugma, Une Ville Antique Sur l’Euphrate” Archéologia No:306 Novembre 1994, Dijon / France, p. 26-35

* Rifat ERGEÇ, “Belkıs/Zeugma’da Bir Roma Villası ve Taban Mozaikleri” Arkeoloji ve Sanat 66, 1994 İstanbul.

* Catherine ABADİE-REYNAL’ ın verdiği bir haber, ” Zeugma, pont sur l’Euphrate” Le Monde de la Bible No: 99 Juillet-Aout 1996 s.36

* Rifat ERGEÇ, “Rescue Excavations by the Gaziantep Museum (1992-1994)” The Twin Towns of Zeugma on The Euphrates, Ed: D.Kennedy, Portsmouth 1998 p.81- 91

* Sheila CAMPBELL and Rifat ERGEÇ,New Mosaics “Rescue Excavations by the Gaziantep Museum (1992-1994)” The Twin Towns of Zeugma on The Euphrates, Ed: D. Kennedy, Portsmouth 1998 p. 109-128

* R. ERGEÇ et J.B. YON, “Nouvelles İnscriptions de Zeugma” ………….. 1-13

* Rifat ERGEÇ, “Belkıs/Zeugma” Dünya Kültür Mirasında Gaziantep, Arkeoloji ve Sanat

Yayınları (Kentbank) 1999 İstanbul, s.169-190

* R. ERGEÇ – C.A. REYNAL – J. GABORİT – P. LERİCHE, Deux Site Condamnés Dans La Vallée De L’Euphrate Séleucie- Zeugma et Apamée” Archéologia No.343 Mars 1998 Dijon / France, p. 28-39

* Rifat ERGEÇ, “Orta Fırat Kültürleri” Atlas, İstanbul 1996 Ekim, s.143

  • Rifat ERGEÇ, “Tufanı Beklerken-Belkıs” Atlas, İstanbul 1998 Ağustos, s.82-94
  • Rifat ERGEÇ, “Belkıs/Zeugma İdamına Çeyrek Kala Çok Önemli Görevler Üstlendi” Hürriyet Gösteri, İstanbul Haziran-Temmuz 2000, sayı 220, s.72-74
  • Rifat ERGEÇ, “Fırat’ın Çocukları” Atlas, İstanbul 2000 Ağustos,
  • Rifat ERGEÇ – Nezih BAŞGELEN, Tarihe Son Bakış,

[1] 1992 -1999 (ilk dönem) Belkıs-Zeugma kurtarma kazıları başkanı.

[2] G. Algaze ve diğerleri, “The Tigris-Euphrates Archaeological Reconnaissance Project ” Anatolica XX 1994, s. 175 vd.

[3] O. Aytuğ TAŞYÜREK, Eski Çağda Kommagene (basılmamış doktora tezi) İ.Ü. 1974

[4] J. Wagner, Seleukeia am Euphrat / Zeugma, Wiesbaden 1976

[5] Rifat ERGEÇ, “Belkıs/Zeugma Mozaik Kurtarma Kazısı 1992” IV. Müze Kurtarma Kazıları Semineri s. 321-337, 1993 Ankara

[6] Söz konusu iki parça mozaik pano, 19.06.2000 tarihinde geri getirilerek Gaziantep Müzesindeki ana parça ile buluşturulmuştur.

[7] Rifat ERGEÇ, ” 1993-1994 Belkıs/Zeugma Kurtarma Kazıları” VI. Müze Kurtarma Kazıları Semineri, s. 357-369 1996 Ankara

[8] O zamanki Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürü Prof. Dr. Engin ÖZGEN idi.

[9] Rifat ERGEÇ,Belkıs/Zeugma Roma Villası” VIII. Müze Kurtarma Kazıları Semineri, s.407-417 1997 Ankara

[10] Zeugma’da ortak yapılan çalışmalar Kazı Sonuçları Sempozmu bildiri kitaplarında ve Anatolia Antiqua’da yayınlanmıştır.

[11] Horum Höyük, antik Urima kentinin isminin zaman içinde bozulmasıyla bu ismi almış, antik kaynaklarda belirtilen, fakat kente ait hiçbir unsurunun tanınıp bilinmediği, günümüzde sadece aynı isimle anılan höyük kısmı görülebilen bir yerleşim yeridir.

[12] Rifat ERGEÇMehmet ÖNAL, “Belkıs/Zeugma Roma Hamamı ve Kompleksi Kurtarma Kazısı ” VIII. Müze Kurtarma Kazıları Semineri, s. 419-443 1998

[13] Bu alandaki çalışmalar henüz tamamlanmadığından bulla sayısının daha da artması mümkündür.

[14] Bu alan, baraj kamulaştırma çalışmaları sonucunda kamulaştırma bedelini alan bahçe sahibinin, diğerleri gibi yeni ürünü bekleme riskine katlanmayıp Antepfıstığı ağaçlarını kesmesini müteakip ağaç köklerini de çıkarması sırasında bulunmuştur.

Zeugma’nın Kronolojik Tarihi

Yrd. Doç. Dr. Rifat ERGEÇ (1)

Ayıntap Dergisi Sayı: 4′ de yayınlanmıştır.

Gaziantep’in Nizip ilçesi sınırları içinde yer alan Belkıs köyü yanındaki Zeugma antik kenti, çok uzun yıllardan beri bilinip tanınmasına, Gaziantep Müzesi’nin 1992 yılından itibaren yaptığı sistemli kazı, araştırma ve çalışmalarını duyurma gayretlerine rağmen ne yurt içinden ne de Gaziantep ve yakın çevresinden kimselerin ilgisini çekmemişti. Ne zaman ki, Birecik Barajı inşaatı tamamlandı ve su tutma safhasına geldi, işte o zaman kendisine Türkiye’yi tenkit etmek için bahane arayan yabancı dostlarımız (!), özellikle de medya kuruluşları, Zeugma’yı bu amaçlarına alet ederek kullanmaya başladılar. İnsanımızın aklı da bundan sonra başına geldi. Tarih, arkeoloji, turizm olguları üzerine projeler, hibeler, kültürel yardımlar, şirketler, ortaklıklar, sponsorluk teklifleri ile dernekler, vakıflar ortaya çıktı, ekonomik anlamda tünelin ucundaki ışık gibi, kurtuluş için adetâ can havliyle Zeugma’ya bir yapışıldı ki bilmeyen miras kavgası zannedecek.

İşte şimdilerde Zeugma ile bu kadar çok kişi ve kuruluşun ilgilenmeye başladığınden beridir, bunlar doğru dürüst bilgi edinmeye fırsat dahî bulamadan kendilerini bu akışın içinde buldular. Tabii ki bu ilgi ve sahiplenme sevindiricidir ama, keşke birileri dürtmeden doğal süreci içinde gelişseydi de, sonuçları bakımından ve en azından yeni projelere başlanırken zemin etüdü anlamında daha sağlam, daha sağlıklı ve daha yerli temellere otursaydı.

Bu gün gelinen durum itibarıyla, Zeugma ile ilgilenecek kişi ve kuruluşlara temelde yardımcı olmak, sempati duyanların merakını gidermek için “Zeugma Kronolojisi ” yeniden gözden geçirilmiş ve tarih içinde Zeugma ile ilgili elde edilebilmiş bilgiler, Belkıs köyünün kuruluşuna kadar bir demet halinde sunulmuştur. Zeugma’nın kronolojik tarihçesi, önceden bilinen ve yeni bilgiler ışığında elde edilen sonuçların bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Roma, İran, Bizans ve İslâm tarihleri ile ilgili bilgilerin yanı sıra, IV. (Scytica) Lejyonun Zeugma ve civarına yerleşmesi, yapılaşmalar, buluntular ve kilise kayıtlarına bakılarak değerlendirme yapılmıştır (2). Bu şekilde elde edilen ve önemli olayları belirten kronoloji aşağıdadır. Zeugma’da yapılan bilimsel kazı ve araştırmaların kronolojisi ise ayrıca ele alınmıştır (3).

M.Ö. Ele geçen çakmak taşı aletler, Fırat Vadisi’nde insanların buzul çağlarından itibaren yaşadığını, başka bir deyişle günümüzden en az 700-600 bin yıl önce Fırat kıyılarında yerleşilmiş olduğunu ortaya koymaktadır. İki kıyıda oturan insanların birbirleri ile olan ilişkileri, avlanma ve ticaret anlamındaki değiş-tokuş olgusu, özellikle Tunç Çağlarında (M.Ö. 3000-1200) Mezopotamya ile Anadolu arasındaki çok yoğun ticaret sonucu gelişmiş kervan yolları ağı gibi ulaşım ve iletişim olguları dolayısıyla Samsat gibi Zeugma geçitlerinin de keşfedilerek kullanılmamış olması mümkün değildir. Bu geçitlerin her iki kıyısında da, en azından yolcuların ihtiyaçlarını karşılayacak dinlenme ve alışveriş için yerleşim birimleri ile bunları koruyacak, hatta en yakın devlet teşkilâtının güvenlik görevlilerinin gümrük ve vergi işlemleri için bulunmuş olması ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır.

E

300-299 Suriye’de hüküm süren Seleukos Devletinin kurucusu ve Büyük İskender’in generallerinden birisi olan I. Seleukos Nikator, Fırat Nehri’nin buradaki geçidini korumak ve kontrol altında tutmak amacıyla batı sahildeki Geçit Yeri olarak tanımlanan yerleşim yerini yeniden imar ettirmiş ve buraya kralın adı verilerek Fırat Seleukeia’sı (sonra Zeugma) olarak anılmıştır. I. Seleukos Nikator, karşı kıyıya da Pers (İran) asıllı karısı Apama’nın adını verdiği Apameia adıyla anılan yeni bir şehir kurdurmuştur.

221 / 220 Seleukos kralı III. Antiokhos (Büyük), Pontus kralı II. Mithradates’in kızı Laodike ile Zeugma’daki Kral Kalesinde evlenmiştir.

69 Suriye’yi istila eden Ermenistan kralı I. Tigranes, geri çekilirken Seleukos Kralı VIII. Antiokhos Gryphos’un karısı kraliçe V. Kleopatra Selene’yi Zeugma’da idam ettirmiştir (V Kleopatra Selene, önce Mısır, sonra da Suriye/Seleukos kraliçesi olmuş, yine bir kraliçe olan annesi III. Kleopatra’nın emriyle, önce Mısır kralı olan erkek kardeşi IX. Ptolemaios Lathyros ile sonra da Seleukos kralları VIII. Antiokhos Gryphos- IX. Antiokhos Kyzikenos ve X. Antiokhos Eusebes ile evlenmişti ).

65 / 64 Amisos’da (Samsun) yapılan hükümdarlar toplantısında, Kommagene Kralı I. Antiokhos’a 1. Triumvirlik (üçlü yönetim) ortaklarından “Doğudan Sorumlu” Roma Konsülü Pompeius tarafından Fırat Seleukeia’sı (Zeugma) adıyla anılan şehir verildi ve I. Antiokhos muhtemelen bundan hemen sonra, Zeugma şehir akropolüne kendisini kuvvet ilahı Herakles ile tokalaşırken gösteren bir dexiosis reliefi (kabartmalı taş) dikti. Propaganda amacıyla dikilen bu taş üzerindeki tasvir ile halkına, Herakles ile aynı güçte ve mevkiide olduğu mesajını veriyordu. Ülkesinin birçok yerine kendisini diğer tanrılarla da tokalaşırken gösteren buna benzer kabartmalı taşlar diktirmiştir.

54 Kommagene kralı I. Antiokhos, Roma Senatosu’ndan Zeugma bölgesinde bulunan, fakat yazılı belgelerde adı geçmeyen bir şehirin kendisine verilmesini talep etti ise de, M. Tullius Cicero senatodan bu konuda olumlu bir karar çıkmasına mani olduğu için isteğini elde edemedi.

54 Roma imparatorluğunun doğusunda, İran’daki Part krallığına sefer açan 1. Triumvirlik (üçlü yönetim) ortaklarından Roma Konsülü Crassus, büyük bir ordu ile geldiği Zeugma’daki Fırat Geçidi’nden ilk defa geçerek İran seferine çıktı.

53 Crassus, İran’daki Part krallığına karşı başlattığı ve hedefinin Dicle Seleukeia’sı olduğu yeni bir sefer için Zeugma Geçitlerinden Fırat’ı ikinci defa geçti, fakat Karrhai (Harran) meydan savaşında öldürülünce ordusundan kurtulabilenler Zeugma’ya kadar geri çekilerek buraya sığındılar. Partlar, Roma ordusunun güç ve şeref sembolü sancaklarını gaspederek başkentlerine götürdüler.

51 Part kralı Pakoros ve Osakes emrindeki İran ordusu, Zeugma’daki geçitlerden Fırat Nehrini aşarak batıya doğru istilaya başladılar, Suriye ve Kilikya (Çukurova) eyaletlerini zapt ettiler, yaklaşık 15 yıl kadar Suriye Bölgesine hakim oldular.

38 Fırat’ı geçmek üzere Zeugma geçidine yaklaşan Pakoros emrindeki Part birlikleri Romalı Komutan Ventidius’un bir savaş hilesiyle güneye doğru yönlendirildiler ve böylece bir tehlike önlendi.

38 Kommagene Kralı I. Antiokhos, bugünkü Reyhanlı yakınlarındaki Gindaros’da yapılan ve Part kralı Pakoros’un da öldüğü meydan muharebesinden sonra kaçan Part askerlerini Zeugma’ya kabul etti. Böylece Roma konsülü ve 2. Triumvirliğin ortağı, imparatorluğun doğusundan sorumlu olan M. Antonius ve yardımcısı Romalı komutan, Legat P. Ventidius’a Kommagene krallığına savaş açmak için bir bahane vermiş oldu. Roma ordusu onu başkenti Samosata’da (Samsat) kuşattı. Fakat kendini başarılı bir şekilde savunan I. Antiokhos, diplomatik yolları da kullanarak oldukça uygun barış şartları ile kuşatmanın kaldırılmasını sağladı. Bu olay M. Antonius’un savaş hedeflerini gerçekleştirmesine sekte vurmuştur, çünkü o, Part seferi için I. Antiokhos’dan yüksek bir savaş tazminatı almayı düşünüyordu.

36 Mayıs M. Antonius, açacağı Part seferi için yaklaşık 100 bin kişilik büyük bir orduyu Zeugma’da topladı ve savaş hazırlığına başladı. Muhtemel bir barış için, Partlar’dan ön şart olarak da Roma Ordusundan gaspedilen Sancakların geri verilmesini ileri sürdü. Ancak, harekete geçtiğinde Fırat Geçitlerinin Partlar tarafından tutulmuş olduğunu görerek, ordusunu kuzeye Ermenistan üzerine yöneltti.

31 Zeugma, M.Ö. 65 / 64 yıllarında hakimiyetine girdiği Kommagene krallığından 33 yıl sonra kesin olarak ayrıldı ve bu süre içinde sahip olduğu, Kommagene Devletinde en önemli ikinci şehir olma konumunu kaybederek Roma imparatorluğunun Suriye eyaletine dahil edildi.

M.S..

18 Roma ordusunun X. Fretensis lejyonunun ordugahının yeri, günümüzde Kilis yakınlarındaki Kyrrhos’dan kaldırılıp, Part krallığına doğrudan sınır olan Fırat Nehri kıyısındaki Zeugma yakınlarına yerleştirildi.

35 Romalı komutan (daha sonra çok kısa süreli imparator) Vitellius, III Tridates’in Part krallığı tahtına tekrar dönüşünün yollarını aramak için Zeugma’da teşebbüslerde bulundu.

49 Partia’daki (İran) taht kavgalarına son vermek için gelen elçilerin isteği üzerine, Roma imparatoru Claudius’un emriyle, Suriye Valisi C. Cassius Longinus, Roma’da rehin olarak tutulan Part prensi Meherdates’in İran’a dönüşünü temin etmek ve güvenliğini sağlamak, gerekirse askeri destek vermek için Zeugma’ da kamp kurdu.

64 Zeugma’da halen mevcut birçok mezar taşının tarihi şimdilik belirlenememiştir. Bulunmuş olan mezar taşlarından tarihi belirlenmiş en eskisi M.S. 64 yılına aittir.

66 Zeugma’daki Lejyon karargahında daha önce Kyrrhos’ta bulunan X. Fretensis lejyonu ile IV. (IIII) Scythica lejyonu yer değiştirdi. Bundan böyle IV. Scythica lejyonu, Zeugma’nın 15 km yukarısındaki Arulis’de (Ehneş-Gümüşgün köyü) bulunan taş ocağını işletmeye ve Zeugma’daki askerî, resmî ve bazan da sivil yapıların malzemeleri bu taş ocağından sağlanmaya başlandı.

70 Kudüs’ün fethinden sonra Roma imparatoru Titus, Zeugma’da Part’lı bir elçi ile buluştu. Part kralı I. Vologaeses’in arzusu üzerine Titus’a barışı temsil eden çelenk takdim etti.

73 IV. Scythica ve III. Gallica lejyonları tarafından Zeugma’nın kuzeyindeki Fırat yolu genişletildi ve Aini’de bir su tesisi inşa edildi.

II. yy Değişik imparatorlardan kalan anıtlar, mezarlar, lâhitler, mozaikler ve keramik buluntulardan anlaşıldığına göre Zeugma, imparator Traianus ile Septimus Severus arasındaki zamanda parlak bir dönem geçirmiştir. Şehirin sınırları bu devirde eski Hellenistik dönem şehir sınırlarını bir hayli aşmaktadır.

114-118 Roma imparatoru Traianus’un Part seferi sırasında Zeugma, öncü birliklerin arka saflarında Samosata’nın yanı sıra en önemli askerî lojistik merkez görevini görmektedir. Buraya yerleştirilen IV. Scythica lejyonu, 116 yılında Ermenistan’ın başkenti olan Artaxata’daki askerî üslerini büyütmüş ve savaştan sonra Zeugma’ya geri dönmüştür.

117-118 Zeugma’nın da bağlı olduğu Suriye eyaletinin valisi olan C. İulius Quadratus Bassus ‘un, Dakia valiliğini devir alışının anısına bir şeref kitabesi dikilmiştir.

117-122-133 Roma imparatoru Hadrianus tahta çıktıktan sonra ilk işi Doğu eyaletlerini düzenlemek olmuş, Fırat’ın öte yakasında bulunan Assyria, Mezopotamya ve Ermenistan eyaletlerini geri vermiştir. Çünkü devamlı olarak buraların elde tutulamayacağına inanıyordu. Buradaki askerî kuvvetleri geri çekti. 122 yılında da Partlar ile yaptığı barış anlaşmalarıyla bu durumu korudu. 133 yılında da Fırat boyundaki yerli yöneticilerle barış anlaşmaları yaptı. Anlaşma ve görüşmelerin tarafsız bir yer olduğu için Fırat Nehri üzerindeki adalarda yapıldığı bilinmektedir. Bunların bir kısmı da Zeugma yakınındaki adalarda gerçekleşmiş olmalıdır.

149 Zeugma’daki IV. Scythica lejyonu ile Samosata’daki XVI. Flavia Firma lejyonu, vali Sulpicius İulianus emrinde çalışarak Antakya yakınındaki Seleukeia de Pieria şehrinin limanı için kayaların içine oyulmuş bir su kanalı inşa ettiler.

162-166 Zeugma, Roma imparatorları Marcus Aurelius ve Lucius Verus’un Part seferleri sırasında önemli bir askeri üs görevi gördü. İran’a doğru yapılan tüm seferler Zeugma’da geçirilen hazırlık döneminden sonra Fırat Geçitleri’nin aşılmasıyla başladı.

162-167 Aphrodisias şehrinden Aelius Aurelius Menandrus, Zeugma’da yapılan bir boks yarışmasında birinci geldi.

180 Zeugma’daki IV. Scythica lejyonu, o sırada Zeugma’da subay olarak görevli olan ve sonradan Roma imparatoru olan Septimus Severeus’ un komutası altına girmiştir.

193 Üzerinde “leg. IIII” yazan kiremitlerin sayısının artmış olmasından Septimus Severus’un tahta çıktığı 193 yılından itibaren ve onun zamanında lejyonun yapılanma çalışmalarının yoğunlaştığı anlaşılmaktadır.

194-195 Roma imparatoru Septimus Severus, I. Part savaşını Zeugma’dan başlattı ve Osrhoene’yi (Fırat’ın doğusu Urfa Bölgesi ) fethetti.

197-199 Septimus Severus II. Part savaşını da Zeugma’dan başlattı ve Mezopotamya eyaletini fethetti (İran ülkesine yapılan seferlerin büyük çoğunluğunun Zeugma’dan başlatılması İranlılar’ın tepkisini çekmiş ve onlar da batıya yaptıkları ilk büyük sefere Zeugma’dan başlayıp yakıp yıkarak adetâ intikam almışlardır ).

198-200 Zeugma’nın kuzeyinde Fırat yolunun üzerindeki bugünkü Karasu Çayı üzerine IV. Scythica lejyonu tarafından bir köprü inşa edildi (Septimus Severus Köprüsü ).

216-218 Roma imparatoru Caracalla ve yardımcılarından Macrinus emrindeki ordunun çıkacağı Part seferi için Zeugma yine bir başlangıç noktası ve lojistik merkezi olarak görev yaptı. Bu sırada Zeugma’da basılmış olan yegane gümüş sikke, Caracalla’nın portresini ve ünvanlarını taşımakta olup, bu tür sikkeler Suriye eyaletinin birçok kentinde olduğu gibi doğu seferinde askerin maaşını karşılamak amacıyla bastırılmıştı.

219 Liderliğini Gallius Maximus’un yaptığı Zeugma’daki IV. Scythica ile, liderliğini Verus’un yaptığı III. Gallica lejyonları imparator Elegabalus’a karşı başlatılan isyana katıldılar.

221 Laodikeia ad Mare şehrinden atlet Aurelius Septimus İrenaeus, Zeugma’da yapılan boks müsabakasında iki şampiyonluk aldı.

247-249 Roma imparatorluğu’ndan kendi adına bronz sikke basma hakkı almış olan Zeugma’da, şehir sikkeleri son kez bu dönemde, yani I. Philippus Arabs, Otacilla Severa ve II. Philippus zamanında basıldılar.

256 İran’da yeni bir hanedan başlatmış olan Sasanîler’in kralı I. Şapor, ikinci Suriye ve Kilikya seferi sırasında Fırat’ı Zeugma geçitlerinden aşarak şehri zaptetti ve yakıp yıkarak tahrip etti. Adetâ Zeugma’dan başlatılan İran seferlerinin intikamı alınmış oldu. Çok büyük yıkıma uğrayan Zeugma şehri, bir daha sahip olduğu eski zenginlik ve ihtişama ulaşamadı.

325 Bu tarihlerden itibaren Zeugma hakkındaki haberlerin hemen hepsi kilise kayıtlarından takip edilmektedir. Bu da, artık Zeugma’da ekonomik faaliyetler, ticaret, sanat, sanayi ve askerî faaliyetler gibi unsurların dikkate değer düzeyde olmadığını göstermektedir. Kilise kaynaklarında artık “Seleukeia ad Euphrat ” ismi geçmez ve sadece Zeugma adı kullanılır. Zeugma, Nikeia Konseyinde piskopos Bassos tarafından temsil edilmektedir.

341 Piskopos Bassos, Zeugma Bistum’u (ilçe piskoposluğu) adına 1. Antiochia (Antakya) din konseyine katıldı.

342-343 Sardica’daki Synod’da (ruhanî meclis) kilisenin ruhanî üst sınıfından olan Antonius, Zeugma piskoposluğu görevini yürütmektedir.

359 Roma imparatoru II. Constantius ile Sasanî kralı II. Şapor arasındaki anlaşmazlıklarda Zeugma her zamanki gibi önemli bir stratejik rol oynamıştır. Mezopotamya’daki Sasanîler’in tehditkâr şekilde ilerlemeleri üzerine komutan Ursicinus, Copersana ve Zeugma köprülerini yıkmayı plânlamıştır.

363 Sabinianos, Zeugma piskoposu sıfatıyla Antiochia’da yapılan 2. ortodoks konseyine katıldı.

374 Roma İmparatoru Valens tarafından sürgüne gönderilen Samosata’lı Eusebios Samosata’dan ayrıldığında önce Zeugma’yı ziyaret etti.

400 Zeugma’da, tarihi okunan mezar taşları içindeki en sonuncusu M.S. 400’dür.

431 Heliades, Zeugma piskoposu olarak Ephesos konseyine katıldı.

432 Hieropolis metropoliti Alexander, Zeugma’da Euphratesia (Fıratboyu) eyaleti çapında bir Synod (ruhanî meclis) topladı.

448 Euoltios, Zeugma’yı Antiochia ruhanî konseyinde piskopos olarak temsil etti.

451 Piskopos Euoltios, Zeugma’yı büyük önemi haiz Kalhedon (Kadıköy) din konseyinde temsil etti.

6. yy ortaları Bizans imparatoru İustinianus tarafından Karkamış ve Antep Kalesi ile birlikte Zeugma’nın da surları yenilendi, kuvvetlendirildi ve genişletildi.

553 Zeugma Bistum’u (ilçe piskoposluğu) adına Piskopos İulian, Konstantinopolis Konseyine gönderildi.

583 Bizanslı Philippicus, Sasanî savaşından dönüşünde Zeugma’da Hz. Meryem adına bir kilise yaptırdı.

818 Ağustos I. Dionysios, yeni Antiochia patriği olarak ilan edildi ve Zeugma Bistum’unun başındaki piskopos Domnos da onun emrine girdi.

846 Kasım Zeugma’lı piskoposlar İwannis, İoseph ve Georgios, III. İoannes’in Antiochia patriği olarak takdis törenine Zeugma’yı temsilen katıldılar.

887 Şubat Zeugma’lı piskopos Basilios, Amida’da (Diyarbakır) Theodosius’un Antakya Patriğini takdis törenine katıldı.

897 Nisan Zeugmalı piskopos İsaak II, Dionysios’un, Antiochia patriği olarak takdis törenine katıldı.

910 Nisan Zeugma’lı piskopos Jacques, IV. İoannes’in Antakya patrikliğine getirilmesi sebebiyle Tell Çaphara’daki manastırı ziyaret etti.

923 Ağustos Zeugma piskoposu Job, Basilios’un Antiochia patriği olarak göreve başlama törenine katıldı.

962 Mayıs Zeugma piskoposu Job, Antiochia patriği olarak Abraham’ı takdis etti.

965 Temmuz Zeugma ve Goubbin piskoposu Simeon, VII. İoannes’in Antiochia patriğini takdis törenine katılmak için Saroug Bölgesinden keşiş Nebo’ ya gitti.

986 Ekim Zeugma piskoposları İoannes ve Abraham, V. Athanasios’un Antiochia patrikliğine atanması sebebiyle Djihan Bölgesindeki Qotaine’e gittiler.

1004 Temmuz Zeugma piskoposu Elias, Boundouqah manastırında VIII. İoannes’in Antiochia patriği olarak takdis törenine katıldı.

1048 Raban (Araban) sınırında bulunan Pharzeman Synod’unun başkanı olan Zeugma piskoposu Elias, IX. İoannes’i yeni Zeugma patriği olarak takdis etti.

1048 yılında Zeugma şehri hakkındaki tarihî bilgiler sona ermektedir. 11. yüzyılda şehrin sahip olduğu Fırat geçitleri ve ticaret merkezi olarak belirmiş olan önemi, çoktan doğusundaki Birecik’e taşınmıştı bile. Haçlı seferleri sırasında önemli rol oynayan Birecik Kalesi 1098’de Boullion’lu Baldouin tarafından fethedildi. Bölgenin tümü de 50 yıl süreyle Urfa Haçlı Kontluğu’nun hakimiyetine girdi. Fakat, ticarî önemi kalmasa da, Zeugma’nın sahip olduğu Fırat Nehri üzerindeki geçitlerin tamamen unutulmadığı, tâlî güzergâh olarak veya acil durumlarda kullanıldığı, hatta 1417 gibi çok geç tarihlerde dahî, meselâ Akkoyunlu hükümdarı Karayülük Osman Beyin, kendisine hazırlanan tuzağa düşmemek için Zeugma geçitlerinden Fırat’ı aştığı, ortaçağ tarihlerinde belirtilmektedir.

16 /17. yüzyıllarda bu bölgeye yerleşen Türk boyları, ilk kez karşılaştıkları antik mimarî eserlerini gördüklerinde, dînî hikâyelerde anlatılan Sabâ Melîkesi Belkıs’ın mâmur ülkesine benzettikleri için buraya Belkıs harabeleri adını vermişler, daha sonra yakınına kurdukları köylerini de aynı isimle anmışlardır. Aynı benzetmeler, Antalya’daki Aspendos/Belkıs, Erdek’deki Kyzikos/Belkıs ile Ege Bölgesindeki daha birkaç antik kent ve yakınındaki Belkıs isimli köylerinde de görülür.

Zeugma, önce kaçak kazılar ve yurt dışına kaçırılan eserleriyle tanınmış, Gaziantep Müzesi’nin başlattığı arkeolojik kazılarla gündeme gelmiş olup, halen ilgili ilgisiz herkesin işine karıştığı arapsaçı görünümünde bir kültür problemi olarak güncelliğini korumaktadır. Bu konudaki en büyük temenni, Zeugma’yı sağlam ellerin sahiplenmesi ve bilinçsiz turizm tamahkârlığına kurban edilmemesidir.

(1) Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı – Birinci Dönem Zeugma Kazıları Başkanı.

(2) S. Atlan, Roma Cumhuriyet Tarihi, İ.Ü. İstanbul 1970., O. A. Taşyürek, Eskiçağda Kommagene, İ.Ü. Doktora Tezi, İstanbul 1973.

J. Wagner, Seleukeia am Euphrat/Zeugma Wiesbaden 1976., O. Akşit, Roma İmparatorluk Tarihi, İ.Ü. İstanbul 1985.

(3) R. Ergeç, “Belkıs/Zeugma 1992-1999/2000; Çalışmalar, Kazı ve Araştırmalar”, Arkeoloji ve Sanat Dergisi

No: 98, İstanbul, 2000, http:// www.zeugma.ergec.com